|
HAKLARINIZ |
|
İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesi |
|
Madde1-Her
insan özgür; onur ve haklar bakımından eşit doğar, akıl ve vicdanla
donatılmış olup birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranır. |
|
Madde2-Herkes;
ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ve
toplumsal köken, doğuş ya da benzeri başka bir statü gibi herhangi bir
ayrım gözetilmeksizin bu Bildirge'de ileri sürülen tüm hak ve
özgürlüklere sahiptir. Ayrıca ister bağımsız olsun, ister vesayet
altında ya da kendi kendini yönetmeyen bir ülke olsun, ister başka bir
egemenlik sınırlaması altında bulunsun, bir kimsenin uyruğunda bulunduğu
ülke ya da alanın siyasal, hukuksal ya da uluslararası statüsüne
dayanarak hiçbir ayrım gözetilemez. |
|
Madde3-Herkesin
yaşama ve kişi özgüllüğü ve güvenliğine hakkı vardır. |
|
Madde4-Kimse,
kölelik ya da kulluk altında tutulamaz; kölelik ve köle ticareti her
türüyle yasaktır. |
|
Madde5-Hiç
kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış
veya ceza uygulanamaz. |
|
Madde6-Herkesin,
nerede olursa olsun yasa önünde bir kişi olarak tanınma hakkı vardır. |
|
Madde7-Herkes
yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasa tarafından eşit
korunmaya hakkı vardır. Herkes, bu Bildirge'ye aykırı herhangi bir
ayrımcılığa ve ayrımcılık kışkırtıcılığına karşı eşit korunma hakkına
sahiptir. |
|
Madde8-Herkesin
anayasa yada yasayla tanınmış temel haklarını çiğneyen eylemlere karşı
yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yoluna başvurma hakkı
vardır. |
|
Madde9-Hiç
kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez. |
|
Madde10-Herkesin,
hak ve yükümlülükleri belirlenirken ve kendisine herhangi bir suç
yüklenirken tam bir eşitlikle bağımsız ve yansız bir mahkeme tarafından
hakça ve açık bir yargılanmaya hakkı vardır. |
|
Madde11-1-Kendisine bir suç yüklenen herkesin, savunması için
gerekli olan tüm güvencelerin tanındığı bir açık yargılanma yoluyla
yasaya göre suçluluğu kanıtlanana değin suçsuz sayılma hakkı vardır. |
|
Madde11-2-Hiç kimse işlendiği sırada ulusal ya da uluslararası
hukuka göre bir suç oluşturmayan herhangi bir eylem ya da kusurdan
dolayı suçlu sayılamaz. Kimseye suçun işlendiği sırada uygulanabilecek
olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. |
|
Madde12-Kimsenin
özel yaşamı, ailesi, konutu ya da haberleşmesine keyfi olarak
karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz. Herkesin, bu tür karışma ve
saldırılara karşı yasa tarafından korunma hakkı vardır. |
|
Madde13-1-Herkesin bir devletin sınırları içinde yer değiştirme ve
oturma özgürlüğüne hakkı vardır. |
|
Madde13-2-Herkes, kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeden
ayrılma ve ülkesine dönme hakkına sahiptir. |
|
Madde14-1-Herkesin, zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma
olanaklarından yararlanma hakkı vardır. |
|
Madde14-2-Gerçekten siyasi nitelik taşımayan suçlardan ya da
Birleşmiş Milletler'in amaç ve ilkelerine aykırı eylemlerden doğan
kovuşturma durumunda bu haktan yararlanılamaz. |
|
Madde15-1-Herkesin bir uyrukluğa hakkı vardır. |
|
Madde15-2-Kimse keyfi olarak uyrukluğundan yoksun bırakılamaz.
Kimsenin uyrukluğunu değiştirme hakkı yadsınamaz. |
|
Madde16-1-Evlenme çağındaki erkeklerle kadınların, ırk, uyrukluk ya
da din bakımından sınırlamalar konulmaksızın evlenmeye ve bir aile
kurmaya hakkı vardır. Evlenirken, evlilik sırasında ve evliliğin
bozulmasına ilişkin hakları eşittir. |
|
Madde16-2-Evlenme bağılı, ancak istekli eşlerin özgür ve tam
oluruyla yapılır. |
|
Madde16-3-Aile, toplumun doğal ve temel birimidir ve toplum ve
devlet tarafından korunur. |
|
Madde17-1-Herkesin tek başına ya da başkalarıyla birlikte, mülkiyet
hakkı vardır. |
|
Madde17-2-Kimse keyfi olarak mülkiyetinden yoksun bırakılamaz. |
|
Madde18-Herkesin
düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din ya da
inancını değiştirme özgürlüğünü ve din ya da inancını, tek başına ya da
topluca ve açık ya da özel olarak öğretme, uygulama, tören ve ibadet
yoluyla açıklama özgürlüğünü içerir. |
|
Madde19-Herkesin
görüş ve anlatını özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş
edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve
düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir, |
|
Madde20-1-Herkes, barışçı toplanma ve demek kurma hakkına sahiptir. |
|
Madde20-2-Hiç kimse, bir derneğe girmeye zorlanamaz. |
|
Madde21-1-Herkes, doğrudan ya da özgürce seçilmiş temsilciler
aracılığıyla ülkesinin yönetimine katılma hakkına sahiptir. |
|
Madde21-2-Herkesin, ülkesindeki kamu ismetlerine eşit olarak katılma
hakkı vardır. |
|
Madde21-3-Halkın istemi, yönetim otoritesinin temelidir. Bu istem,
genel ve eşit, gizli ve özgür oya dayalı dönemsel ve gerçek seçimlerle
belirtilir. |
|
Madde22-Herkesin
bir toplum üyesi olarak, toplumsal güvenliğe hakkı vardır. Ulusal
çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgüt ve
kaynaklarına göre herkes onur ve kişiliğinin özgür gelişmesinin ayrılmaz
bir öğesi olarak ekonomik, toplumsal ve kültürel hakların gerçekleşmesi
hakkına sahiptir. |
|
Madde23-1-Herkesin çalışma, işini özgürce seçme, adil ve elverişli
koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır. |
|
Madde23-2-Herkesin herhangi bir ayrım gözetilmeksizin eşit iş için
eşit ücrete hakkı vardır. |
|
Madde23-3-Herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve
gereğinde başka toplumsal korunma yollarıyla desteklenmiş bir yaşam
sağlayacak adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır. |
|
Madde23-4-Herkesin çıkarım korumak için sendika kurma ya da
sendikaya üye olma hakkı vardır. |
|
Madde24-Herkesin,
iş saatlerinin makul ölçüde sınırlandırılması ve ücretli dönemsel
tatiller dahil, dinlenme ve boş zamana hakkı vardır. |
|
Madde25-1-Herkesin, kendisi ve ailesinin sağlık ve refahı için
beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes; işsizlik,
hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi denetiminin dışındaki
koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir. |
|
Madde25-2-Analar ve çocukların özel bakım ve yardıma hakları vardır.
Tüm çocuklar, evlilik içi ya da evlilik dışı doğmuş olmalarına
bakılmaksızın, aynı toplumsal korumadan yararlanır. |
|
Madde26-1-Herkes, eğitim hakkına sahiptir. Eğilim, en azından ilk ve
temel eğitim aşamasında parasızdır, ilköğretim zorunludur. Teknik ve
mesleksel eğitim herkese açıktır. Yükseköğrenim yeteneğe göre herkese
eşit olarak sağlanır. |
|
Madde26-2-Eğitim, insan kişiliğini tam geliştirmeye ve insan
haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yöneliktir.
Eğitim, tüm uluslar, ırklar ve dinsel gruplar arasında anlayış, hoşgörü
ve dostluğu özendirir ve Birleşmiş Milletler'in, barışın korunması
yolundaki etkinliklerini daha da geliştirir, |
|
Madde26-3- Ana-babalar, çocuklarına verilecek eğitimi seçmede
öncelikle hak sahibidir. |
|
Madde27-1-Herkes, topluluğun kültürel yaşamına özgürce katılma ve
sanattan yararlanma ve bilimsel gelişmeye katılarak yararlarını paylaşma
hakkına sahiptir. |
|
Madde27-2-Herkesin yaratıcısı olduğu bilim, yazın ve sanal
ürünlerinden doğan manevi ve maddi çıkarlarının korunmasına hakkı
vardır. |
|
Madde28-Herkesin,
bu Bildirge'de ileri sürülen hak ve özgürlüklerin tam olarak
gerçekleşeceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır. |
|
Madde29-1-Herkesin, kişiliğinin özgürce ve tam gelişmesine olanak
veren topluluğuna karşı ödevleri vardır. |
|
Madde29-2-Herkes, hak ve özgürlüklerini kullanırken, ancak
başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı
gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve
kamu düzeniyle genel refah ve gereklerinin karşılanması amacıyla yasayla
belirlenmiş sınırlamalara bağlı olabilir. |
|
Madde29-3-Bu hak ve özgürlükler, hiçbir koşulda Birleşmiş
Milletler'in amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz. |
|
Madde30-Bu
Bildirge'nin hiçbir hükmü, herhangi bir devlet, grup ya da kişiye burada
ileri sürülen hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok edilmesini
amaçlayan herhangi bir etkinlikte ve eylemde bulunma hakkını verir
biçimde yorumlanamaz. |
|
İnsan
Hakları |
|
İnsan
Hakları Nedir? |
|
Hukuk
dilindeki "gerçek kişiler" ve toplum içinde yaşamayı seçmiş bireyler
olarak, bir başka deyişle bu ülkenin vatandaşları ve yeryüzünün
sakinleri olarak HEPİMİZ insan haklarına sahibiz. |
|
Peki,
nedir İnsan Hakları? |
|
Irk, dil,
din, cinsiyet, siyasal ya da herhangi bir görüş, ulusal ve sosyal köken,
servet ve doğum ya da başka farklar gözetilmeksizin insan doğasının
özünde bulunduğu kabul edilen ve bundan dolayı bütün siyasal
iktidarların işlerlik kazandırması ve uyması gereken hak ve
özgürlüklerin bütünüdür. |
|
Toplum
içinde bizlerle aynı insani haklara sahip başka insanlarla birlikte
yaşıyoruz. Bu nedenle, birbirleriyle ilişki içindeki farklı bireylerin
hak ve yükümlülükleri arasındaki uyum ya da çatışma, insanların günlük
yaşamdaki haklarının içeriğini, tanımlanmasını ve uygulanmasını
belirtiyor. Kısacası, bu haklar benim olduğu kadar senin; bizim olduğu
kadar onların. Eğer toplum içinde bir arada yaşayacaksak, benimkiyle
seninki, bizimkiyle onlarınki uyum içinde olmak durumunda. |
|
Birleşmiş
Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nden: |
|
Madde I.
"Tüm insanlar özgürlük, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve
vicdan sahibidirler ve birbirlerine karşı kardeşlik duygusuyla hareket
etmelidirler." |
|
Madde II.
"Herkes ırk, renk, cinsiyet,dil, din, siyasal veya başka herhangi bir
görüş, ulusal ya da sosyal köken, zenginlik, doğum ya da başka herhangi
bir ayırım gözetilmeksizin bu Bildirge'de ilan edilen tüm haklardan ve
özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca ister bağımsız ülke uyruğu olsun,
ister vesayet altında ya da özerklikten yoksun ya da egemenliği herhangi
bir şekilde kısıtlanmış ülke yurttaşı olsun, bir kişi hakkında, uyruğu
bulunduğu ülkenin siyasal, yönetimsel ya da uluslararası statüsünden
kaynaklanan herhangi bir ayırım yapılamaz." |
|
Geçmişten
Günümüze İnsan Hakları Belgeleri |
|
1215, Magna
Charta Liberdatum: İngiltere'de asiller kralın yasaları keyfi
uygulamasına son verdiler. Sıradan insanların değil, asillerin hakları
ve katılımları söz konusu oldu. Yasaları gene kral yapıyordu. |
|
1628,
Petition of Rights (Haklar Dilekçesi): İngiltere'de sıradan insanların
keyfi tutuklanmasına ve keyfi vergilere mahkûm edilmesine karşı
hazırlandı. Yetkileri kısılmış gibi görünse de hâlâ kralın astığı astık,
kestiği kestikti. |
|
1679, Habeas
Corpus: İngiliz halkının kişisel hakları dile getirildi. Parlamentonun
yetkileri artmış olsa da birey idare'nin, yani kralın ve onun
adamlarının keyfi uygulamalarına karşı şikâyet ve yasal işlemde bulunma
hakkından yoksundu. |
|
1776, Bili
of Rights (Haklar Kanunu): ABD 'nin Virginia Eyaleti'nin anayasasında
"her insanın doğuştan özgür ve bağımsız" olduğu, yaşamaya hakkı
bulunduğu, mülk edinebileceği, mülk sahibi olabileceği, vb. ilan edildi.
Bu, insanlık tarihindeki ilk insan hakları belgesi olarak kabul edilir. |
|
1791, İnsan
ve Yurttaş Hakları Bildirgesi: Fransız Devrimi'yle birlikte her kişinin
hak ve özgürlükleri tarif edildi: Özgürlük, eşitlik, mülkiyet, güvenlik
ve baskıya karşı çıkma, yasalar önünde eşitlik ve keyfi tutuklanmaya
karşı korunma, din ve vicdan özgürlüğü... |
|
10 Aralık
1948, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi: İkinci
Dünya Savaşı'na kadar geçen süre içindeki ve savaş sırasındaki
katliamlara karşı insanlık vicdanının ve birikiminin sonucu olarak
hazırlandı. |
|
16 Aralık
1966, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmeleri: |
|
İnsanların
ve devletlerin siyasal hak ve yükümlülüklerinin yanı sıra ekonomik ve
sosyal haklarının da ifade bulduğu belgelerdir. Sendikalaşma, grev hakkı
gibi çalışanların haklarını da içerir. |
|
4 Kasım
1950, Avrupa Konseyi Temel insan Hak ve Özgürlükleri Konvansiyonu: BM
insan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni esas almıştır. |
|
1 Ağustos
1975, Avrupa Güvenlik ve işbirliği Konferansı Sonuç Belgesi: Devletler
hukuku açısından yaptırım gücü olmamasına karşın insan haklarını ilk kez
"güvenlik" (Avrupa'da güvenlik bölümünde yer alır) kapsamında ele alan
belgedir. |
|
Bunların
dışında politik göçmenlerin, savaş esirlerinin, kadınların, çocukların
ve hastaların haklarını ele alan ya da başka konuları içeren sayısız
belge imzalanmıştır. |
|
Bu kısa
tarihçeden görüldüğü gibi, insan hakları anlayış ve uygulamaları
toprakta özel mülkiyetin gelişmesi ve hukuka bağlanması, toprak
ürünlerinin ve sanayi ürünlerinin kişiler ve tüzel kişiler tarafından
üretilip pazarlanmasına ve ulus-devletin olgunlaşmasına paralel olarak
gelişmiştir, insanlar bu süreç içinde hem birbirlerine, hem de içinde
yaşadıkları toplumsal sisteme (devlete) karşı hak ve ödevleri konusunda
daha talepkâr olmuşlardır. |
|
Osmanlı
imparatorluğu döneminde "Ferman Padişahın"dı. Tanzimat döneminin ünlü
1839 Gülhane Hattı Hümayunu ve 1856 Islahat Fermanları sadece devlet
yönetiminde hâkim olması gereken bazı ilkeleri göstermiş, Müslüman
olmayan tebaaya Müslüman tebaayla (yurttaş değil) eşit haklar ilan
etmişti. 23 Aralık 1876'da ilan edilen Kanun-i Esasi (ilk anayasa) bir
takım hakları telaffuz etmişti. Bu Anayasa'da 1909'da yapılan
değişikliklerle padişahın yasama ve yürütme üzerindeki yetkileri
kısıldı, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü, basına sansür
konulamayacağı gibi kurallar eklendi. Ama bu kez padişahın yerini "tek
parti yönetimi" (ittihat ve Terakki) almıştı. |
|
29 Ekim
1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra ülke ekonomisi
güçlendikçe, Türkiye dünyaya açıldıkça, eğitim ve bilgi düzeyleri
yükselen yurttaşlar olarak insani haklarımızı artan ölçüde gündeme
getirmeye başladık. Düşününüz ki, doğuştan bir takım haklarla donatılmış
kişi olan "yurttaş-vatandaş" kelimesi 1923'den önce yabancı dil-Türkçe
sözlüklerinde yoktu. Hem devlet olarak, hem de yurttaşlar olarak bu
konuda biraz yavaş gelişmiş olmamız, bu konuda önümüzde duran çağı
yakalama zorunluluğunu değiştirmiyor. |
|
Haklarınızı Biliyor musunuz? |
|
İnsanca
Yaşama Hakkı |
|
İnsanca
yaşama, maddi ve manevi varlığınızı koruma ve geliştirme hakkına
sahipsiniz. Size hiç kimse işkence ve eziyet yapamaz; insan haysiyetiyle
bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamazsınız.
(Anayasa:Md.17) |
|
Hürriyet |
|
Kişi
hürriyeti ve güvenliğine sahipsiniz. Bu hürriyet ve güvenliğiniz,
kanunlarla belirlenen tutuklama, göz altına alma, ıslah evine gönderme
ve resmi müessesede gözlem altına alınma hallerinin dışında hiç bir kişi
veya kurum tarafından ihlal edilemez, kesintiye uğratılamaz. Yasa
tarafından belirtilmeyen gerekçelere ve usullere dayanılarak
özgürlüğünüz kısıtlanamaz. Bu en tabii hakkınız, bunu sağlamak da en
önemli görevimizdir. (Anayasa: Md.19) |
|
Tutuklanma |
|
Kanunlarla
belirlenen usul ve esaslar doğrultusunda tutuklanmanız durumunda;
tutuklanma sebebinin en kısa zamanda tarafınıza bildirilmesi,
haklarınızın neler olduğunun anlatılması ve tutuklandığınızın
yakınlarınıza bildirilmesi zorunludur. Yakalanmanız veya tutuklanmanız
durumunda en kısa sürede hakim önüne çıkarılmanız, tutuklanmanız veya
yakalanmanızda kanuna uygun olmayan bir unsurun varlığında hemen serbest
bırakılmanızı sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma
hakkına sahipsiniz. (Anayasa: Md.19) |
|
Özel
Hayıtın Gizliliği |
|
Özel
hayatınıza ve aile hayatınıza saygı gösterilmesini isteme hakkına
sahipsiniz. Özel hayatınızın ve aile hayatınızın gizliliğine
dokunulamaz. Kanunlarla belirlenen esaslar doğrultusunda verilen arama
kararlan bu konuda bir istisnadır. (Anayasa: Md.20) |
|
Konut
Dokunulmazlığı |
|
Konut
dokunulmazlığı en tabii hakkınızdır. Kanunun açıkça gösterdiği hallerde
usulüne göre verilen hakim kararı olmadıkça, gecikmesinde sakınca
bulunan hallerde ise Cumhuriyet Savcıları ve onların yardımcıları
sıfatıyla emirlerini yerine getirmeye memur olan Güvenlik Güçleri
dışında hiç kimse konutuna giremez, arama yapamaz ve buralardaki
eşyanıza el koyamaz. (Anayasa Md.21) |
|
Avukat
İsteme Hakkı |
|
Herhangi bir
suçlamayla yakalanmanız veya göz altına alınmanız durumun da;
soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla avukatın
hukuk yardımından faydalanma hakkına sahipsiniz. Zabıta amir veya
memurlarınca yapılan sorgu işleminde ancak bir avukat bulundurabilir,
sonraki savunmalarda is ancak üç avukat bulundurabilirsiniz. Hangi makam
veya kişi tarafından yapılırsa yapılsın soruşturmanın her safhasında
avukatınızın sizinle görüşmesi, ifade alma ve sorgu müddetince yanınızda
bulunup, hukuki yardımda bulunması engellenemez veya kısıtlanamaz.
Avukat seçebilecek durumda olmamanız, halinde ise baro tarafından
görevlendirilecek bir avukatın hukuki yardımından ücretsiz
faydalanabilirsiniz. (CMUK Md. 135-136 |
|
Delil
Toplatma Hakkı |
|
İfadenizin
alınması veya sorgunuz sırasında şüpheden kurtulmak gayesiyle somut
delillerin toplanmasını talep edebileceğinizin ve aleyhinize olan
şüpheleri ortadan kaldıracak delilleri ileri sürme hakkınızın olduğunun
da hatırlatılması zorunludur. (CMUK Md. 135) |
|
Geçersiz
İfade |
|
Yapılan
sorgu sonucu alınan beyanınızın özgür iradenize dayanması zorunludur. Bu
iradenizi baskı altına alarak, kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme
yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar
uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veya ruhi müdahale yapılamaz. Kanuna
aykırı menfaat vaad edilemez. Bu tür yasak yöntemlerle elde edilen
ifadeleriniz rızanız olsa dahi delil olarak değerlendirilemez. (CMUK Md.
135) |
|
Susma
Hakkı |
|
Zabıta amir
ve memurları ile C. Savcısı tarafından ifade alma ve hakim tarafından
sorguya çekilmede; ne ile suçlandığınızın açıkça belirtilmesi, isnat
edilen suçlamayla ilgili olarak açıklamada bulunmamanızın (yani
susmanızın) kanuni haklarınızdan olduğunun hatırlatılması da zorunludur.
(CMUK Md. 135) |
|
Ödevleriniz |
|
"Temel hak
ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev
ve sorumluluklarını da ihtiva eder." (Anayasa: Md. 12/2) |
|
Çocuk
Hakları |
|
Çocuk
kavramı konusunda tarihsel sürece baktığımızda dünya genelinde büyük
değişimlerin yaşandığını görmekteyiz. Eski çağlardan bugüne gelirken en
büyük değişimlerden birinin çocukluğun algılanışı olduğu görülmektedir.
Çocukluğun tarihsel gelişimine baktığımızda babanın istediği uygulamayı
yapmakla serbest olduğu, çocuğun bir eşya gibi babanın mülkiyetinde
kabul edildiği bir dönemin başlangıcı oluşturduğu görülmektedir.
İlerleyen zamanda çocuklar için özel bir duyarlılığın gerekli olduğu,
çocukların özel gereksinimleri olduğu görüşlerinin kabullenildiği bir
ara sürecin yaşandığı görülmektedir. Günümüzde ise çocukların
yetişkinler gibi medeni, siyasi, toplumsal, kültürel ve ekonomik bütün
haklardan yararlanmaları gerektiği ve bunun sağlanması için çalışmaların
yapıldığı bir ortama ulaşılmıştır. Bugün en önemli aşama çocukların
katılım haklarının artık kabul edildiği ve kendileri ile ilgili her
türlü olaya bizzat katılabilmeleri görüşünün kabul edilmesidir. |
|
Bu konudaki
en büyük adım da bu konuda devrim sayılabilecek olan çocuk hakları
sözleşmesidir. Bugün çocuklar; siyasal, toplumsal, medeni, kültürel ve
ekonomik alanlarda yetişkinler gibi haklara sahip olacaklarını gösterir
bir Çocuk Haklarına dair Sözleşmeye sahiptirler. |
|
Çocuk
haklarına dair sözleşme 2 Eylül 1990 tarihinde uluslararası yasa
statüsüne kavuşmasından bugüne kadar dünya üzerinde Amerika, Birleşik
Devletleri ve Somali olmak üzere 2 ülke dışında dünyadaki tüm ülkelerce
imzalanmış ve tarihteki en yaygın kabul gören ve onaylanan insan hakları
belgesi özelliğini kazanmıştır. |
|
Bugün dünya
çocuklarının % 96’sı çocuk haklarını korumak için yasal yükümlülük
altına giren ülkelerde yaşamaktadır. Sözleşmeyi onaylayan her ülke
çocuklarla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmelerinde anne - babalara
ve sorumlu olan tüm kuruluşlara yardımcı olacak tüm önlemleri almakla
yükümlüdür. İmzacı ülkeler bunu yapacağını onaylamış ve imza ile
yükümlülük altına girmiştir. |
|
Ancak
gözlemler imzacı ülkeler içerisinde Birleşmiş Milletlere rapor yollayan
43 ülkeden 14’ünün sözleşme ilkelerini kendi anayasalarına
uyarladıklarını göstermektedir. Diğer 35 ülke sözleşmeye uyum sağlamak
için yeni yasalar çıkartmış ya da mevcut yasalarda değişiklikler
yapmışlardır. 13 ülke ise bunları yapmamasına karşın çocukları kendi
hakları konusunda bilinçlendirmek için sözleşmeyi okul programlarına ve
derslere dahil ederek tanıtım ve eğitim faaliyetlerine girmişlerdir. |
|
Dünya
ülkelerinin çocuk haklarıyla ilgili uygulamalarına baktığımızda çarpıcı
örneklerle karşılaşmaktayız. Örneğin Togo'da hükümet sözleşmede yer alan
maddelerin tümüne yeni anayasasında yer vermiştir. Aynı şekilde Uganda,
Angola, Etiyopya ve Namibya'da anayasalarını sözleşmeye göre
düzenlemişlerdir. Honduras da sözleşmeyi temel alan yeni bir çocuk
hakları yasasını kabul etmiştir. Tunus'ta kabul edilen çocuk koruma
yasası sözleşmeyle uyumlu 123 madde içermektedir. Aynı şekilde Nepal'de,
yeni çocuk yasası ile sözleşmeye uyumlu kanuna sahip olmuştur. Çin de
çocuk hakları konusunda yasama girişimlerinde bulunan diğer ülkeler
arasında yer almaktadır. Burkino Faso'da ilköğretim ve ortaöğretim
eğitim programlarına çocuk hakları ile ilgili dersler konulmuş ve
çocuklarla ilgili davalar çocuk mahkemelerinde görülmeye başlanmıştır. |
|
Türkiye'deki
tabloya baktığımızda ise şu tabloyu görmekteyiz; Türkiye Birleşmiş
Milletler Genel Merkezinde 29-30 Eylül tarihleri arasında toplanan
"Çocuklar için Dünya Zirvesinde" ilk kez imzaya açılan Çocuk Hakları
Sözleşmesini toplantıda bulunan dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın
imzalamasıyla sözleşmeye ilk imza koyan devletler içinde yer almıştır.
Ancak yasanın yürürlüğe girmesi için gereken ülkelerin meclisinde
onaylanması işlemini ancak 9 Aralık 1994’de gerçekleştirmiştir. Bunu
yaparken sözleşmenin 7., 29. ve 30. maddelerini Lozan antlaşması ve T.C.
Anayasasının ilgili maddeleri çerçevesinde yorumlama hakkını saklı
tutarak onaylamıştır. Çocuk Hakları sözleşmesi 27 Ocak 1995 tarihinde
22184 sayılı resmi gazetede yayınlanarak 4058 sayılı yasa ile iç hukuk
kuralına dönüşmüştür. |
|
Anlaşmanın
1. maddesine uygun olarak, kanun ve düzenlemelerde bir çocuğun tanımı
ile ilgili konuları içeren bilgi yer almaktadır. Özellikle
yeteneklerinin çoğunun elde ettiği yaş ve değişik amaçlar için
belirlenmiş minimum yasal yaş konusunda bilgi sağlanması önemlidir. Şu
temel problemleri içerir:, Ebeveynin rızası olmadan yasal ve tıbbi
danışmanlık, zorunlu eğitimin bitiş yaşı, yarı zamanlı iş sahibi olma,
tam zamanlı iş sahibi olma, zararlı işler, cinsel rıza, evlilik, ordu
kuvvetlerine gönüllü yazılma, ordu kuvvetlerine zorunlu çağrı, mahkemede
gönüllü tanıklık, suç sorumluluğu, haklardan mahrumiyet, hapsedilmek
alkol kullanımı bulunmaktadır. |
|
Bundan
sonraki bölümlerde genel başlıklar altında ilgili maddelerin nelerle
ilgili olduğu anlatılmıştır. |
|
Genel
Prensipler: |
|
a)Fark
gözetmeme (Madde 2) |
|
b)Çocuğun
yüksek yararı (Madde 3) |
|
c)Yaşama,
hayatta kalma ve gelişme hakkı (Madde 6) |
|
d)Çocuğun
görüşlerine saygı (Madde 12) |
|
Sivil Haklar Ve Özgürlükler: |
|
a)Adı
ve milliyeti (Madde 7) |
|
b)Kimliğin
korunması (Madde 8) |
|
c)İfade
özgürlüğü (Madde 13) |
|
d)Doğru
bilgiye ulaşma (Madde 17) |
|
e)Düşünce,
vicdan ve din özgürlüğü (Madde 14) |
|
f)Barışçıl
toplantı yapma ve örgütlenme özgürlüğü (Madde15) |
|
g)Gizliliğin
(Kişiselliğin) korunması (Madde 16) |
|
h)İşkence
veya diğer zulüm, insanlık dışı ve alçaltıcı muamele ve cezalara maruz
kalmama hakkı (Madde 37 (a)) |
|
Aile Çevresi Ve Alternatif Bakım: |
|
a)Ebeveyn
rehberliği (Madde 5) |
|
b)Ebeveynin
sorumlulukları (Madde 18, Parag.1-2) |
|
c)Ebeveynden
ayırma (Madde 9) |
|
d)Ailenin
yeniden birleştirilmesi (Madde 10) |
|
e)Çocuk
için nafakanın iyileştirilmesi (Madde 27, Paraf. 4) |
|
f)Çocuğun
aile ortamından yoksun bırakılması (Madde 20) |
|
g)Evlatlık
edinme (Madde 21) |
|
h)Kanuna
aykırı nakletme ve geriye döndürme (Madde 11) |
|
i)Fiziksel
ve psikolojik iyileştirme ve sosyal bütünlük bakımından (topluma
kazandırma) istismar ve ihmal (Madde 39) |
|
j)Yerleştirilenlerin
periyodik kontrolü (Madde 25) |
|
Temel Sağlık Ve Refah: |
|
a)Hayatın
devamı ve gelişim (Madde 6, Parag.2) |
|
b)Özürlü
çocuklar (Madde 23) |
|
c)Sağlık
ve sağlık hizmetleri (Madde 24) |
|
d)Sosyal
güvenlik ve çocuk bakım servisleri ile olanakları (Madde. 26 ve 18,
parag3) |
|
e)Yaşam
standardı (Madde 27, parag.1-3) |
|
Eğitim,
Boş Vakti Değerlendirme Ve Kültürel Etkinlikler: |
|
a)Mesleki
eğitim ve rehberlik içeren eğitim (Madde 28) |
|
b)Eğitimin
amaçları (Madde 29) |
|
c)Boş
vakti değerlendirme, eğlence ve kültürel etkinlikler (Madde 31) |
|
Özel
Koruma Önlemleri: |
|
a)
Tehlike içindeki çocuklar |
|
i)Mülteci
çocuklar (Madde 22) |
|
ii)Fiziksel
ve psikolojik iyileştirme ve sosyal bütünleşmede (topluma kazandırma)
(Madde39), silahlı çatışma içindeki çocuklar (Madde 38) |
|
b) Kanun
ile çatışan çocuklar |
|
i)Çocuk
yargılamasının yöntemi (Madde 40) |
|
ii)Özgürlüğünden
yoksun bırakılan çocuklar-her türlü tutuklama, hapse atma veya koruma
evlerine yerleştirme, (Madde 37 (b), (c), ve (d) ) |
|
iii)Gençlerin
mahkum edilmesi-özellikle ölüm cezasının yasaklanması ve hapishanede
tutulması. (Madde 37 (a) ) |
|
iv)Fiziksel
ve psikolojik iyileştirme ve sosyal bütünleşme (topluma kazandırma)
(Madde 39) |
|
c)
İstismar edilme durumundaki çocuklar-fiziksel ve psikolojik iyileştirme
ve sosyal bütünleşmeyi (topluma kazandırma) sağlama (Madde 39) |
|
i)Çocuk
işçiliğini içeren ekonomik sömürü (Madde 32) |
|
ii)İlaç
(uyuşturucu) bağımlılığı (Madde 33) |
|
iii)Cinsel
istismar ve kötüye kullanma (Madde 34) |
|
iv)Diğer
çeşitli istismarlar (Madde 36) |
|
v)Satışı,
trafiği ve kaçırma (Madde 35) |
|
d)Bir
azınlık veya bir yerli grup içindeki çocuklar (Madde 30) |
|
Temel iki
kavramın altının çizilmesi gerektiği özellikle çocuk hakları
sözleşmesinden sonra ortaya çıkmıştır. |
|
1)Çocuğun
birey olarak var olduğu ve hakları bulunduğu, |
|
2)Çocuğun
yararları ilkesinin temel ilke olarak değerlendirilmesi gerekliliği, |
|
Çocuk
haklarını yasal ve manevi haklar olarak iki grupta incelemekte fayda
vardır. Yasal bir hak, ülkesinin yasası tarafından verilen ve uygulanan
bir hak ve yetkidir. Manevi hak ise, doğrulanabilir bir yetkiyi
tanımlamaktadır. Yasal bir hakkın hukukun adli mekanizmasıyla
uygulanabilir olması zorunludur, oysa manevi bir hak her zaman
uygulanamaz. Ancak manevi hakların, yasal hakların oluşumunda bir etken
olabileceği unutulmamalıdır. |
|
Çocuk
Haklarını şu alt başlıklarda incelemek mümkündür. |
|
1)Refah
hakları: Bu haklar bütün çocukların beslenme, tıbbi hizmet ve
barınma ve eğitim gereksinimlerini sağlar. |
|
2)Korumacı haklar: Çocukları yetersiz ilgiden, ev içindeki ihmal,
fiziksel ya da duygusal istismardan ya da başka herhangi bir tehlikeden
koruyacak haklarla ilgilidir. Korumacı hakların, çocukları yetişkinlere
bağımlı kıldığını ve özerkliklerini yok ettiği için eleştiren kimi çocuk
hakları savunucuları, korumacı hakların tanımlanması ve uygulanmasında
çok hassas olmak gerektiğini ileri sürmektedirler. |
|
3)Yetişkin hakları: Şu anda yetişkinlerin tek başlarına sahip
oldukları haklara, çocuklarında sahip olmaları gerektiğini
söylemektedir. Bu istek yaşın, ayrıcalık vermek ya da yadsımak için
keyfi ve akıl dışı bir denektaşı olduğu görüşüne dayanmaktadır. Bu
yetişkin haklarını genç insanlara tanımak, onların bu önemli alanlardaki
özerkliklerini ve bağımsızlıklarını arttıracaktır. |
|
4)Ana-babalara karşı haklar: Çocukların reşitlik yaşına ulaşmadan
önce, ana-babaları karşısında daha fazla bağımsızlık sahibi olmaları
gerektiğini ifade eder. Yetişkin hakları gibi bu hakların amacı da
çocukları korumak değil, kişisel özelliklerini arttırmaktır. |
|
Çocuk
hakları konusunda korumacı ve özgürleştirici eğilimler olmak üzere iki
temel yaklaşımın olduğu görülmektedir. Ancak, çocukların korunması ve
çocuk haklarının korunması zorunlu olarak birbirlerine karşıt değil,
birbirlerini tamamlayıcı hedefler olarak değerlendirilmelidir. Korumacı
yasalar, özgürleştiricilerin çocuklara genişletmeyi istedikleri
yetişkinlerin haklarının yerine geçmemeli, onlara destek olmalıdır. |
|
Türkiye'de
çocuk hukuku ile ilgili gelişmelerin başlangıcı 19.yüzyıldır. Bu
alandaki önemli gelişmeler gerçek anlamda Cumhuriyet döneminde
gerçekleşmiştir. Diğer hukuk sistemlerinin aksine Türk Hukuk Sisteminde
çocukların korunmasına ait kurallar, esasları bakımından, doğrudan
doğruya Kanunlarla da desteklenmiştir. Bu kanunun model alındığı İsviçre
kanunlarında da aynı şekilde gözükmektedir. |
|
Modern hukuk
sistemlerinde çocukların korunması, çocuğunda bir şahsiyet yani insan
olarak sevgiye ve şefkate layık olması ve birlik yani çocuğun, toplumun,
milletin, devletin bir parçasını oluşturması ve kamu yararına korunması
fikrine dayanır. |
|
Memleketimizde ise uzun yıllar sosyal yardım ve bunun içinde çocuğun
korunması dini kurumlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Osmanlı
Devletinde bu sosyal kurumlar, "Vakıflar" tarafından oluşturulmuştur.
Türkiye'de çocuğa önem vermek, onu ve haklarını korumaya yönelik
kurumların kurulmaya başlanması 19.yüzyıla rastlar. Mithat Paşa, Tuna
Eyaleti Valisi iken "Çocuk Islahhanelerine" ait bir tüzük düzenlemiş ve
aynı tüzük uygulanmak üzere Dahiliye Nezaretince 1868 yılında bütün
valiliklere tamim edilmiştir. Sokaklarda dilenen çocuklarla, sakat erkek
ve kadınların dilenmekten kurtarılmaları için Darülacezeler kurulması
1890 yılında Halil Rıfat paşanın sadrazamlığı zamanında düşünülmüş ve
gerçekleşmesini II. Abdülhamit emretmiştir. Yine 1894 yılında çıkarılan
"dilenciliğin meline dair tüzük" o zamanlar için bu sahada
küçümsenmeyecek önlemleri içermektedir. |
|
Cumhuriyetle
birlikte, Türk Medeni Kanunuyla çocukların haklarına ilişkin hükümler
düzenlenmiş ve daha sonraları ise çıkarılan özel kanunlarla medeni
kanundaki haklar tamamlanmaya çalışılmıştır. Ülkemizde, çocuğun ve
haklarının korunmasıyla ilgili olarak çıkarılan ilk özel kanun 5387 nolu,
Korunmaya Muhtaç Çocuklar Hakkında Kanun olup, 23 Mayıs l949'da
çıkarılmıştır. Daha sonra 1979 yılında "Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu,
Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un kabulü ile çocuk
yargılamasına özel bir statü kazandırılmıştır. Ancak yasa 1 Haziran l982
de yürürlüğe girebilmiş ve yasa da öngörülen çocuk mahkemeleri ise 1988
yılında kurulabilmiştir. 27 Mayıs l983 tarihinde ise "Sosyal Hizmetler
ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu" yürürlüğe girmiş böylelikle de
korunmaya muhtaç çocuklar hakkında kanun yürürlükten kaldırılmıştır.
1986 yılında ise çıraklık ve mesleki eğitim kanunu çıkarılmıştır. Son
olarak, çocukların korunmasıyla ilgili olarak çıkarılan önemli
yasalardan birisi de "özel eğitime muhtaç çocuklar kanunu"dur. |
|
İlkeleri: |
|
1)Hiç
bir çocuk ırk, din, dil, politik ve başka inançları, kendisinin ya da
ailesinin serveti, mezhebi dolayısıyla ayrı tutulamaz. |
|
2)Her
çocuk özel korunma ve ilgi görecek, hür ve haysiyet gözeten şartlar
altında çocuklara zihin, vücut yapısı ve moral bakımından gelişmeleri
için imkan ve fırsatlar hazırlanacak, kanunla güvence altına
alınacaktır. Bu amaç ile hazırlanacak kanunlarda çocuğun çıkarları
önemle göz önünde tutulacaktır. |
|
3)Her
çocuk doğduğu andan başlayarak ad ve milliyet sahibi olmaya hak
kazanacaktır. |
|
4)Her
çocuk sosyal sigorta ve gerekli sağlık yardımından faydalanmaya
doğumundan başlayarak hak kazanacaktır. |
|
5)Özürlü
çocuklar özel bakım ve eğitim göreceklerdir. |
|
6)Her
çocuk sevgi ve şefkate muhtaçtır. Toplum ve yönetim organı, ailesi
olmayan ya da muhtaç çocuklara özel ilgi göstermekle yükümlüdür. |
|
7)Her
çocuk eğitim görmelidir. Eğitim en azından ilköğretim düzeyinde ücretsiz
ve zorunlu olmalıdır. |
|
8)Sosyal
yardım ve koruma konularında çocuk öncelik almalıdır. |
|
9)Çocuk
ihmal, zulüm ve sömürülmekten korunmalıdır. |
|
10)Çocuk
ırk, din ve insanlar arasında ayrılık yaratan başka baskılarla
karşılaşmaktan uzak tutulmalıdır. |
|
Sözleşmenin Yapısı: |
|
Sözleşme bir
başlangıçla, üç bölümden oluşmaktadır. Başlangıç bölümünde, sözleşmenin
ele aldığı soruna ilişkin temel ilkeler tespit edilmiştir. Birinci
bölüm, usulüne uygun olarak sözleşmeyi onaylayan devletlerin görevlerini
düzenleyen, esasa ilişkin kurallardan oluşmaktadır. İkinci ve üçüncü
bölümlerde ise, sözleşmeye uyulmasının nasıl sağlanıp, denetleneceğini
tanımlayan ve hangi koşullar altında yürürlüğe gireceğini belirleyen
uygulama maddeleri bulunmaktadır. |
|
Sözleşmenin
"başlangıç" kısmı ele aldığında, sözleşmenin dayandığı esaslar şu
şekilde tespit edilmektedir: |
|
*Dünyada
özgürlük, barış ve adaletin temeli olan, bütün insanların doğuştan insan
haysiyetine sahip olmaları ile eşitliğin ve hakların devredilmez
niteliği. |
|
*İnsan
Hakları Evrensel Beyannamesi ile Uluslararası İnsan Hakları
Sözleşmesinin "herkesin hak ve özgürlüklerden, özellikle ırk, renk,
cinsiyet, dil ve din, siyasi ya da öteki inançlarla, toplumsal ya da
ulusal kökenler, zenginlik veya doğuştan ya da başka bir durumdan
kaynaklanan ayrımlar dahil hiç bir ayrım gözetmeksizin yararlanacağına"
dair temel ilkesi. |
|
*İnsan
Hakları Evrensel Beyannamesinin "bütün çocukların özel bakım ve yardıma
hakkı olduğuna" dair ilkesi. |
|
*Çocukların
büyümeleri ve esenlikleri için doğal ortam olan ailenin, toplum içindeki
işlerini tam olarak yerine getirebilmesi için gerekli yardım ve koruma
görmesinin zorunlu olduğu gerçeği. |
|
*Çocuğun,
kişiliğinin uyumlu bir biçimde gelişmesi için bir aile ortamında,
mutluluk, sevgi ve anlayış havası içinde büyümesi ihtiyacı. |
|
*Çocuğun
toplum içinde kişiliğine özgü bir yaşam sürebilmesi için hazırlanması,
barış, saygınlık, hoşgörü, özgürlük, eşitlik ve dayanışma düşüncesi
içinde yetiştirilmesi düşüncesi. |
|
*Çocuğa özel
bir koruma sağlanması gereksinimini belirten, 1959 tarihinde kabul
edilmiş olan çocuk hakları beyannamesi ile diğer uluslararası belgelerde
yer alan ilkeler. |
|
Sözleşme,
çocuklara yönelik tutum ve davranışlara ilişkin evrensel standartları
derleyip, tek bir hukuki metinde toplayan ve bağlayıcı olan ilk belge
olma özelliğini taşımaktadır. Yaşam, sağlık ve eğitim alanlarında
gözetilecek standartları belirlemenin yanı sıra bu sözleşme, evde ya da
iş yerinde, savaş sırasında ya da iç çatışma dönemlerinde, fiziksel ve
cinsel nitelikte olanlarda dahil olmak üzere, şiddet ve istismara karşı
çocuklara açık bir koruma getirmeyi amaçlamaktadır. |
|
Sözleşmenin Çocuklara Tanıdığı Haklar: |
|
Genel olarak
insan hakları ile bağlantılı bütün haklar çocuklara tanınmıştır. |
|
Bu haklar; |
|
1)Hangi
yaşta olursa olsun bütün insan varlıklarına tanınan hakları, işkenceye
karşı koruma, bir isim ve tabiiyet edinme vb. hakları teyit eder ve
bunları yansıtır. |
|
2)Çocuklara
ilişkin olarak, genel anlamda bütün insanlara uygulanabilecek
standartların yükselmesine yönelmiştir. Örneğin; özel çalışma
koşullarının sağlanması gibi |
|
3)Yalnızca
çocuklarla veya onlarla ilgili konuları, örneğin, evlat edinme, ilkokul
eğitimi, ana-babalarla ilişkileri ele alır. |
|
İkinci
bölüm, sözleşmenin etkili bir şekilde uygulanmasına ilişkin hükümler
içermektedir. |
|
Sözleşme,
çocukların yaşam ve gelişimleri açısından gerekli temel koşullar
üzerinde varılan bir uzlaşmayı yansıtmaktadır. |
|
Çocuk Hakları Sözleşmesinin Önemli Maddeleri İle İlgili Durum Saptaması |
|
Madde 1. Çocuğun Tanımı |
|
Sözleşmenin
ilk maddesi çocuğun tanımını yapmaktadır. Çocuğun tanımını ulusal
yasalarca daha genç bir yaşta reşit sayılma hariç, 18 yaşın altındaki
her insan çocuk sayılır. Ancak bu maddedeki en büyük soru işareti
çocukluğun başlangıcını açık bırakışıdır. Başlangıç olarak doğum mu
yoksa konsepsiyon yani ilk döllenme mi alınacağı net olarak
belirtilmemiştir. Bunun temelinde bunun ülkelerden ülkelere değişim
göstermesi nedeniyle ülkelerin daha ilk maddeden sözleşmeye karşı
pozisyon almaları tehlikesinin önlenmesidir. O yüzden de kürtaj veya
hamileliğin devamı sorununa yer verilmemiştir. Sözleşmeye göre 0-18 yaş
arası herkes çocuktur. |
|
Buradan yola
çıkılarak Türkiye'deki duruma göz attığımızda kanunen 18 yaşına kadar
çocuk olarak kabul ettiğimiz rüşt yaşı yani ergen olma yaşını 18 olarak
belirlememiz kanunlarımızın çocuk hakları ile uyumlu olduğunu
göstermektedir. |
|
Türk
kanunlarına göre çocukluğun başlangıcına göz attığımızda M.K. 27.
maddesine göre “kişilik çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda
başlamaktadır. MK md. 27/2 "Çocuk sağ doğmak şartıyla ana rahmine
düştüğü andan itibaren medeni kanundan istifade eder" demektedir. M.K.
md. 11 ise 18 yaşını doldurmamış kişi çocuk sayılır demekte ve evlenme
ile kazai rüşt olarak tanımlanan durumların bunun dışında olduğunu
söylemektedir. Aynı kanun maddesine göre evlenme kişiyi reşit
kılmaktadır. Evlenebilme yaşı olarak ta M.K. erkekler için 17, kız
çocukları için 15 yaşını en alt sınır olarak belirlemektedir. Hakim bunu
olağanüstü durumlarda bunu erkek için 15 kız için 14 e çekebilmektedir.
M. K. 88'de 15 yaşını dolduran erkek ve 14 yaşını dolduran kız çocuklar
mahkeme kararıyla evlenerek rüşt olabilmektedirler. |
|
Başka
ülkelerin kanunlarına göz attığımızda Arjantin kendi kanunlarına göre
çocuk döllenmenin olduğu andan başlayarak çocuk kavramını kabul
etmektedir. |
|
İngiltere’de
çocuk ancak canlı bir doğumdan sonra çocuk olarak kabul edilir olarak bu
maddeyi yorumlamaktadır. Yemen çocuk hakları sözleşmesi birinci
maddesindeki 18 yaşına kadar herkes çocuktur kavramının karmaşaya yol
açabileceğini belirtmektedir. Ancak yorumunda 1. maddede vurgulanmak
istenen konunun 18 yaşına kadar çocuğun korunması gereksinimi olduğu
ancak bazı durumlarda çocuk konumundan çıkarak kanunun muhatabı olmak
zorunda kalacaklardır demektedir. |
|
Çocuk
tanımlamasında Türk hukuku fiili ehliyet kavramının önemini
vurgulamıştır. Burada hukuki işlemleri yapabilme, hukuka aykırı
fiillerden sorumlu tutulabilme kavramlarını içerir. |
|
MK md 14 e
göre kişinin farik ve mümeyyiz ya da başka söyleyişle sezgin ve reşit
ile kısıtlı olmaması gerekir. Türk Ceza Kanunu 11-15 yaş arası
çocukların yaptıkları olayın ne olduğunu bilip bilmemeleri,
sonuçlarından haberdar olup olmamaları açısından bakılarak suçtan
sorumlu olup olmadıkları araştırılmıştır. Kanunda Farik ve Mümeyyizliğin
araştırılması olarak geçen bu madde ile çocukluk döneminde sorumluluğun
sınırlılığı tartışılmaktadır. 15-18 yaş arasında ise işlenen suçlar için
azaltılmış ceza uygulaması bulunmaktadır. Yine 2253 sayılı Çocuk
Mahkemelerinin kuruluşu görev ve yargılama usulleri kanunu ile
çocukların işlediği suçlardan dolayı erişkinlerle birlikte değil, çocuk
mahkemelerinde yargılanmaları gerektiği vurgulanmaktadır. Ancak pratikte
sadece 4 çocuk mahkemesi bulunması, 2 İstanbul, Ankara ve Trabzon
dışında bunun uygulanmaması sonucunu da beraber getirmektedir. Ayrıca
çocuğun tanımında iş kanunu açısından yaklaşımlarında dikkate alınması
gerekir. İş kanunu(İK) 67. maddesine göre 15 yaşından küçük çocukların
çalıştırılması yasaktır. Çocukların sağlığı, okul ve meslek eğitimlerine
zarar vermeyecek hafif işlerde çalışmaları halinde 13 yaşına kadar
düşülmekte ve bu yaştakilere izin verilmektedir. |
|
Umumi hıfzısıhha kanunları |
|
(UHK)173.
maddesinde en düşük çalışma yaşı 12 olarak belirlenmiştir. İş kanunu 69.
Maddesi 18 yaş altı erkek ile her yaştaki kız çocukların gece
çalıştırılması yasaktır. 12-16 yaş arası çocukların gece çalıştırılması
yasaktır. Bazı ülkeler çocukluğun bitim yaşı olarak 18 yaşı kabul
etmemektedirler. Örneğin Küba 18 yaşın olgunluğa erişme yaşı olmadığını
vurgulamakta, Liechtenstein ise 20 yaşında çocukluktan kurtulduğunu
söylemektedir. Burkino Faso da 20 yaşı kabul etmektedir. Bolivya ise üst
sınır olarak 21 yaşı kabul etmektedir. Çocuk hakları komitesi yaş
sınırlaması yaparken çocukluktan erişkinliğe geçişte puberteyi sınır
almamıştır. Ancak cinsel rıza, çalışma yaşı ve ceza ehliyeti konularında
titizlik gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır. |
|
Tıbbi yardım
alma konusunda çocuk durumu anlayabilir yaşa geldikten sonra ebeveyn
izninden bağımsız davranabilir denilmektedir. Özellikle ebeveynlerden
bağımsız davranma durumu aile-içi cinsel taciz olgularında, aile
planlama konularında gündeme gelebilir. Eğer çocuk durumu anlayabilecek,
yeterli yaşa ulaşmışsa çocuk koruma mevzuatında psikiyatrik veya tıbbi
muayeneyi reddedebileceğini, bu hakka sahip olduğunu vurgulamaktadır.
İsveç kanunlarında da ebeveynlerin iznine gereksinim olmadan, haberdar
etmeden kürtaj yapılabileceğini ve doğum kontrolü için çocuklara
kılavuzluk verilebileceği belirtilmektedir. Norveç kanunlarında da 12
yaş üstü her hastaya doktorun bilgi vermesi, hastalığı sonuçlarıyla
anlatması gerektiği söylenmektedir. 12-16 yaş arası çocukların doktordan
ebeveynlerine hastalıkla ilgili bilgi vermemeyi talep etme hakları
bulunmaktadır. Finlandiya’da 12 yaş ve üstünde psikiyatrik tedaviyi
reddedebilir ve herhangi bir tedavi için onayının olup olmadığı dikkate
alınır şeklinde hüküm bulunmaktadır. |
|
Zorunlu
eğitim ve çalışma yaşı da birbirleriyle bağlantılı ve çocuk haklarıyla
ilgili önemli kriterlerdir. Çocuk hakları sözleşmesinde yaş sınırının
bulunmasının temelinde bu iki durumun ağırlıklı bir rolü vardır. |
|
Cinsel
ilişkiye rıza yaşı da çok önemli bir konudur. Çocuğun cinsel obje olarak
kullanılmasının önüne geçebilmek için cinsel olgunluk dönemine kadar
korunabilmesi temel kriterdir. Ancak ortak yaş sınırı yerine değişken
yaş kriterleri söz konusudur. En iyi çözümün her ülke için geçerli olan
evlenebilme yaşının alınmasının yerinde olacağı düşünülmektedir.
Ebeveynlerinin rızasıyla 12 yaşa kadar düşen evlilik yaşları Uruguay,
Paraguay, Nikaragua, ve Yemen gibi ülkelerde dikkati çekmektedir. Kız ve
erkek çocuklarda farklı yaşların olması da sözleşmenin ayrımcılığa karşı
çıkma ilkesine aykırı düşmektedir. |
|
Cezai
sorumluluk yaşı da ülkeden ülkeye değişmekte ve küçük yaşlarda cezai
ehliyetin var olduğu görülmektedir. Beijing kurallarına göre çocuğun
duygusal, mental ve entelektüel olgunluğa ulaşması gözönüne alınarak
ceza ehliyetinin küçük yaşlara çekilmemesi gerekmektedir. |
|
Kanunlarımız
birçok alanda çocukluk yaşını 0-18 arasında değerlendirerek
erişkinlerden farklı yaklaşımlara yer vermiş ve bu konuya titizlik
göstermesine karşın buna tezat olan en önemli olayın Devlet Güvenlik
Mahkemelerinde Anayasanın 143.maddesine göre devlet güvenliği
düşünülerek çocukların burada yargılanmalarıdır. Bu durum çocukların
hakları açısından en büyük tezatlardan birini oluşturmaktadır. |
|
Madde 3. Çocuğun Yüksek Yararı |
|
Bu madde
çocuğun yüksek yararı temel ilkesini vurgulayan bir maddedir. Çocukla
ilgili bütün girişimlerde, çocuğun yüksek yararı tam olarak
gözetilecektir. Ana-babalar ya da sorumluluk taşıyan diğer kişiler bu
sorumluluğu yerine getiremedikleri takdirde Devlet, çocuğa yeterli
dikkati ve desteği gösterecektir. |
|
Çocuğu
ilgilendiren ve kapsayan her işlemde çocuğun yüksek yararının
gözetilmesi temel ilke olup çocuğa önceliğin verildiği, çocuk dostu
toplumların oluşturulması temel prensiptir. Özellikle şu durumlarda
çocuğun yüksek yararı daha ön plana çıkmaktadır. |
|
*Ebeveynden
ayrılma: Çocuk isteği dışında anne-babasından ayrılmamalı, ayrı
tutulmamalıdır. Ebeveynleriyle kişisel ilişkide bulunabilmelidir. |
|
*Ebeveyn
sorumlulukları: Her iki ebeveynin çocuğun en iyi şekilde yetiştirilmesi
sorumlulukları vardır. |
|
*Çocuğun
aile ortamından mecbur kalmadıkça, özel koşullar çocuğa zarar verecek
durum oluşmadıkça alınmaması, aile ortamında kalması gerekmektedir. |
|
Çocukların
korunması için devletin gerekli tedbirleri alacağı söylenmekteyse de
bugün Türkiye'nin temel sorunlarından birisi olan Korunmaya Muhtaç
Çocukların durumu her geçen gün daha dramatik bir boyuta dönüşmektedir.
Öyle ki bugün korunmaya muhtaç çocukların durumu ile ilgili yeterli veri
bulunmamakta sadece bölgesel bazı çalışma sonuçları bulunmaktadır.
Devletin tahmini hesapları çocuk populasyonu içerisinde % 2’lik oranda
muhtaçlık varsayımıyla bunu rakamsal olarak 550.000 olarak
somutlaştırmakta ve bunların sadece % 4.1 ine kalitesi tartışılır hizmet
götürmektedir. Türkiye için Dünya Sağlık Örgütünün öngördüğü korunmaya
muhtaç çocuk rakamı ise yaklaşık 2.5 milyondur. |
|
Sokak
çocukları bu grup içerisinde en çok gündemde olan grubu oluştururken bu
konuyla ilgili problemin büyüklüğü ve çözüm yolları için herhangi bir
somut planlamanın olmadığı görülmektedir. |
|
Özürlü
çocuklar için de daha oluşturulmuş veri tabanının bile bulunmadığı ve
özürlülere yönelik ancak çok kısıtlı çalışmaların yapıldığı
izlenmektedir. |
|
Yasal
sorunları olan çocuklar için bugüne değin ancak 4 çocuk mahkemesinin
işlerliğe geçirilmesi de çocuğun yüksek yararları ile çelişmektedir. |
|
Çocuğun
yüksek yararları içerisindeki en temel konulardan birisi olan eğitim
konusunda da çözüm modeli olarak hazırlanan 8 yıllık eğitimde bile
sorunların çözülemediği ve eğitime geçilemediği izlenmektedir. |
|
Geleneksel
disiplin yöntemi olan dayağın Tedip kanunun olarak
isimlendirebileceğimiz T.C. Kanununun 477. maddesiyle meşrulaştırılarak
bugünde yaşamımızda olması özellikle eğitim de dayağın günlük yaşamın
içerisinde olması sonucunu getirmektedir. |
|
3. fıkrada
sözü edilen bakım ve korumadan sorumlu kurumlar 2828 sayılı yasayla
Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) denetimindedir. Bugün
devlet kendi dışında hiçbir başka kuruluşun varlığını kabul etmezken
dünyada bu konuda çözüm oluşturan kurumlar içerisinde ilk sırada olan
sivil toplum kuruluşlarının organizasyonlarına izin vermemektedir. Sonuç
olarak çok kısıtlı sayıda çocuğa hizmet götürebilmektedir. 1993
verilerine göre 68 çocuk yuvasında 7272 çocuk, 92 yetiştirme yurdunda
11217 çocuk, bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde 613 yatılı 4849
gündüzlü toplam 28.862 çocuk koruma altındadır. 234 çocuk koruyucu
ailede,1030 çocuk evlat edinilmiş, 2442 çocuk ise ayni nakdi yardım
programıyla desteklenerek aile yanında kalmıştır. 66 korunmaya muhtaç
çocuk ücretsiz kreşlerden yararlandırılmıştır. 3772 çocuk ise diğer
programlardan yararlandırılmıştır. 1994 verilerine göre hizmet veren
personel 7081 kişidir. |
|
Yukarıda
verilen rakamsal veriler çok açık bir şekilde devletin çocuğun yüksek
yararı ilkesine uygun davranamadığını, yeterli kaynağı oluşturamadığını
ve planlamayı yapamadığını ortaya koymaktadır. |
|
Madde 6. Çocuğun Yaşama, Yaşamını Sürdürme Ve Gelişme Hakkı |
|
Her çocuk
temel yaşam hakkına sahiptir. Devlet, çocuğun yaşamını ve gelişmesini
güvence altına almakla yükümlüdür. Bu madde ayrımcılığın olmaması,
çocuğun yüksek yararı, çocuğun görüşlerine yer verilmesini içeren
maddelerle birlikte sözleşmenin en önemli maddelerinden birisini
oluşturmaktadır. Çocuğun yaşam hakkının korunması, yaşam süresinin
uzatılması, bebek ve çocuk ölümlerinin azaltılması, hastalıklarla
savaşma ve sağlığın rehabilitasyonu, yeterli besleyici nitelikteki
besini ve temiz içme suyunu sağlayarak yaratılabilir. Ayrıca çocuklar
için ölüm cezasının kalkması, çocuk satışı için kaçırılmalarının
önlenmesi de önemli kriterler içindedir. |
|
Nikaragua’nın da raporunda belirttiği gibi kız çocuklarının küçük yaşta
evlendirilmeleri ve doğum yapmaları hem çocuk-annenin hem de bebeğin
sağlığını tehlikeye atmaktadır.1995 de Beijing de yapılan 4. Kadın
Konferansında da belirtildiği üzere her yıl 15-19 yaş arası 15 milyon
kız çocuğu doğum yapmaktadır. Bu denli küçük yaşta yapılan evlilik
sonrası doğumlardan sonra ölüm ve hastalık oranı çok yüksek olmaktadır.
O yüzden de kürtaja dikkat çekilmekte ancak direkt olarak karşıt bir
pozisyon da alınmamaktadır. Ancak bazı ülkeler raporlarında bu duruma
yer vermekte, örneğin Romanya raporunda ailelere modern aile planlama
yöntemlerinin öğrenilmesi gerektiğini ve kürtaj sayısının azaltılması
gerektiğini söylemekte aynı şekilde Nikaragua ülkesindeki genç yaştaki
doğumlara ve bunun sonucunda ortaya çıkan ölümlere dikkat çekmekte,
çocuk yaşta annelerin yaptığı doğumların tüm doğumların % 24’ü olduğu
belirtilip önlem almanın gerekliliği söylenmektedir. |
|
Çocuğun
yaşamı sürdürme ve gelişme hakkı ile ilgili en önemli kriterlerden
birisi de nüfus planlamasıdır. Burada en önemli boyutlardan birisi
doğurganlık hızıdır. Ülkemizde toplam doğurganlık hızı 1978’de kadın
başına 3.9 iken, bu sayı 1993’de 2.7’e düşmüştür. Ancak doğumların %
60’ının kayıtlara geçtiği varsayılmaktadır. Kayıt sisteminin de yetersiz
ve eksik olduğu görülmektedir. |
|
Yaşam hakkı
anne karnında döllenme ile başlamaktadır. Doğum öncesi gözlem altında
olması gereken gebelerin sadece % 63’ü sağlık kuruluşunda doğum öncesi
izlenmektedir. Gebelerin ancak % 50’si gebeliğin 5. ayından sonra ilk
izleme alınmaktadır. Doğumda annenin çok genç ya da yaşlı olması, doğum
aralıklarının kısa ve doğum sayısının fazla olması, anne-çocuk ölümleri
için risk faktörleridir. Son beş yıldaki doğumların % 44.3’ü bu risk
faktörlerinden en az birini taşımaktadır. Son beş yıldaki doğumların %
37’sinde doğum öncesi süreçte hiç bakım alınmamıştır. Kentlerde
yaşayanlar doğum öncesinde % 73, kırsal kesimdekilere % 46 daha fazla
bakım almaktadır. Son beş yıldaki doğumların 5 59.6’sı bir sağlık
kuruluşunda yapılmıştır. |
|
Çocuğun
yaşama hakkı güvenceye alınmış olmasına karşın T.C.K. 453. maddesinde
yeni doğan çocuğun gayrı meşru olması durumunda annesi tarafından
öldürülmesi halinde ceza indiriminin öngörülmesi infantisit olarak
isimlendirilen yeni doğan bebeklerin öldürülmesi olgusunun yetersiz
cezalandırıldığı göstermektedir. |
|
Çocuklara ve
hamile kadınlara ölüm cezasının verilmemesi gerekliliği de
söylenmektedir. Silahlanmanın, savaşın özellikle de nükleer silahların
çocuklara, bebeklere etkileri vurgulanarak tüm ülkelerin bunlardan
arınıp, kullanmamaları için tüm ülkelerin antlaşmaya gitmeleri ve bunu
uygulamaları gerektiği komisyon raporunda belirtilmektedir. Çocukların
şiddetten, cinayetlerden korunmaları da önemli bir sorunu
oluşturmaktadır. Örneğin Peru raporunda binlerce ölümle sonuçlanan,
kayıp çocukların olduğu süregelen şiddet olgularından çocukların
korunmaları gerektiğini söylemektedir. Guetemela’da ülkesinde bildirilen
84 çocuk öldürülme olayından yola çıkarak bunun önlenmesinin öncelikler
arasında olduğunu belirtmiştir. Çocuk Hakları Komitesi 1991’de
Pakistan’da camiye resim yaptığı için ölüm cezası verilen çocuğun
kurtarılması için girişimde bulunmuştur. Aynı şekilde Endonezya‘da
1991’de Dili şehrinde çocukların yaptığı bir gösteriyi polis dağıtmak
amacıyla şiddet kullanmış ve en genci 10 yaşında olmak üzere 43 çocuk
ölmüştür. En küçüğü 6 yaşında olan 26 çocukta kaybolmuştur. En küçüğü 10
yaşında olan10 çocukta ciddi biçimde yaralanmıştır. Bunun üzerine
girişimde bulunan Çocuk Hakları Komisyonuna Endonezya yetkilileri bu
konunun iç işleri olduğunu söyleyerek karışmamaları gerektiği cevabını
vermişlerdir. |
|
Çocuk
intiharları da dikkati çeken bir konudur. Finlandiya ve Kanada
raporlarında ülkelerinde her geçen yıl artan sayıdaki çocuk yaştaki
intiharlara dikkat çekmektedirler. |
|
Madde 7. İsim Ve Vatandaşlık Hakkı |
|
Çocuk,
doğuştan itibaren bir isim alma hakkına sahiptir. Ayrıca, çocuk
vatandaşlık edinme, ana-babasını mümkün olduğu ölçüde tanıyıp bilme ve
onlar tarafından bakılma hakkına sahiptir. |
|
Çocuk doğar
doğmaz resmi hüviyet sahibi olmalı yani nüfus kütüğüne kaydı
yapılmalıdır. Bizde Medeni Kanun 39. maddeye göre "her doğum bir ay
içinde bildirilir" denilmektedir.Bundan çocuğun veli, vasisi sorumludur.
Bu yükümlülüğün yerine getirilmediği durumlarda 20.000 TL para cezası
öngörülmektedir. Bu uygulamanın nüfusa kayıtları geciktirme ve sağlıksız
bilgilenme gibi sonuçlara yol açtığı görülmektedir. |
|
Nüfus kanunu
4m/2f maddesi ek madde 1'e göre de yetiştirme yurtları, bakım evleri ve
benzeri yerlerin sorumluları da burada yaşayan çocukların nüfus
kayıtlarından sorumludurlar, İşlemleri tamamlamak zorundadırlar. Ancak
bunların da yeterli düzeyde yapılmadığı gözlenmektedir. |
|
Kayıtların
doğum anında yapılması en iyi çözüm olarak gözükmekte bunlarla ilgili
tedbirlerin bir an önce Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı ile
birlikte alınmalıdır. |
|
Çocuğun
ismini Medeni Kanunun 264.maddesi 3. fıkrasına göre anne-baba birlikte
karar vererek koymalarına karşın anlaşmazlık durumunda babanın oyu
anneye göre üstün kabul edilmektedir. Bu da önemli bir çelişki olarak
gözükmektedir. |
|
Çocuğun isim
konulması konusundaki temel ölçü çocuğun kişisel ve toplumsal
ilişkilerinde onurunun korunmasıdır, bunun dışındaki sınırlamalara yer
verilmemelidir. |
|
Çocuğun
doğar doğmaz nüfusa kaydedilmesinin çocukların varlığının resmen kabulü
ve istatistiklere girerek çocuk politikalarının oluşturulmasında
bilimsel dayanağa sahip olunması için gerekliliği Madagaskar, Filipinler
ve Nepal’in raporlarında belirtilmektedir. Ayrıca Peru raporunda nüfusa
kaydedilmeyen bebeklerin ölümünün de bilinemeyeceğini vurgulamaktadır. |
|
Kayıtların
tutulması aynı şekilde çocuklarla ilgili resmi politikaların
saptanmasında önemli rol oynayan verilerin sağlıklı oluşmasını da
engeller. Bebek ölüm hızları gibi önemli verilerin bilinebilmesi ancak
çocuğun resmi kayıtlara bildirilmesi ile mümkün olacaktır. Nikaragua ,
Senegal ve Etiopya raporlarında bunun önemine değinmektedir. Sözleşmeye
göre çocuklar doğumdan hemen sonra nüfusa kaydedilmelidir. Nepal,
Nikaragua ve Moğolistan raporlarında bunu kolaylaştırıcı mobil, gezici
kayıt bürolarının oluşturulması ve okullarda bürolar açılmasını
önermektedirler. Kayıtta çocuğun doğumdaki adı, cinsiyeti, doğum tarihi,
doğum yeri, ebeveynlerinin adı ve adresi, ebeveynlerinin milliyeti ve
işi, kardeşleri varsa yazılması önemli olabilir. |
|
Kosta Rika
doğumların % 97’sinin hastanede olduğunu bu açıdan her hastanede bir
nüfus kayıt bürosu açtığını, ayrıca çocuğun parmak izinin de alındığını
raporunda belirtmektedir. |
|
Andorra,
Kuveyt, Liechtenstein, Maldiv adaları, Monako, Singapur, Tayland, Tunus
ve İngiltere bu maddeye çekince koymuşlardır. |
|
Madde 8. Kimliğin Korunması |
|
Bu maddede
çocuğun kimliğinin korunmasından bahsedilmektedir. Devlet çocuğun
kimliğini korumakla, eğer gerekiyorsa bu kimliğin temel öğelerini
yeniden oluşturmakla yükümlüdür. |
|
Bu madde
özellikle Arjantin’de 1970-80’lerde yaşanan Cunta döneminde çok sayıda
bebeğin, çocuğun kaybolması üzerine ortaya çıkmıştır. Birçok çocuğun
çocuksuz ailelerce evlat edinilip yok olması üzerine bir çalışma
başlamış, gerçek kimlikleri saptanmaya çalışılmıştır. |
|
Burada
kimlik hakkının korunmasında nüfus memurlarının ana-babanın isteğini
yerine getirmemeleri, din konusunda nüfus kağıdında yazılacak kısımları
kısıtlamalar getirmeleri önemli sorunlar olarak gözükmektedir. |
|
Cinsiyet
yazılımında kadınların nüfus kağıdının ilgili bölümüne kız, bakire,
kadın, dul gibi kavramların yazılması da önemli bir sorun olarak gündeme
gelmektedir. Ayrımcılığa giren bu tutumun düzeltilmesi gerekmektedir. |
|
Kimlik
sadece nüfus cüzdanını kapsamamaktadır. Çocuk kültürel, sosyal ve cinsel
kimliği ile bütün olarak değerlendirilerek kimliğin korunması
gerekmektedir. |
|
Çocukların
kimliksiz kalmaması için gayrı meşru çocukların annelerin velayet
haklarının doğuştan anneye ait olmasına dair medeni kanunda ilgili
değişikliklerin yapılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra terk edilen
çocukların kimliklendirilmesinde gerekli tedbirlerin alınması
gerekmektedir. Ülkemizde sık rastlanan bir durumda imim nikahlı eşlerin
çocuklarının resmi nikahlı eşin çocuğu olarak kaydedilmesi durumunda
çocuğun doğal kimliği ile resmi kimliği farklı olmaktadır. Bu durumdaki
çocukların gerçek kimliklerinin bulunması için devletin çalışmalar
yapması gerekmektedir. |
|
Çocuğun
milliyetini ve ismini koruması önemlidir. Özellikle çocuk satışları yeni
doğan bebeğin kanundışı evlat edinilmesi konusunda duyarlılık göstermek
önemlidir. Kolombiya’da 18.000 çocuğun ailesiyle birlikte olamadığı
saptanmıştır. Çocuğun ebeveynleriyle yaşaması orijinini aldığı kültürü
öğrenmesi, ailesini bilmesi çok önemli kavramlardır. |
|
Madde 9. Anne-Babadan Ayrılma |
|
Bu madde hem
çocukların ebeveynlerinden hem de ebeveynlerin çocuktan ayrılma
olgusundan bahsetmektedir. Özellikle ayrılmış ebeveynlerde çocuğun kimin
yanında kalacağının tespitinde seçim çocuğu bazen mutsuz edebilir. |
|
Bu maddede
çocuğun rızası olmadıkça aile yanından ayrılmaması gerekliliğini ancak
çocuğun yüksek yararı için çocuğa zarar veren bazı durumlarda çocuğun
aile yanından alınabileceğini belirtmektedir. Bu durumlar genel olarak
Ana-babanın çocuğu bakamadıkları veya çocuğa kötü davrandıkları
durumlardır. Kanunlarımızda velayetin alınması olarak isimlendirilen bu
girişim ile ilgili olarak M.K. 273. maddesinde çocuğun ana-babadan
alınması tedbiri düzenlenmiştir. Kanun çocuğun ancak bedenen, fikren ve
ahlaken tehlikeye düşmesi veya çocuğun manen terkedilmiş olması
durumunda velayet hakkının kaldırılabileceğini söylemektedir. Ancak
bunun gerçekleştirilmesi aşamasında yeterli araştırmanın
yapılabildiğinin kuşkulu olduğunu belirtmek gerekir. |
|
Çocuğun
yüksek yararına aykırılığı belirlenmediği sürece çocuk, kendi
ana-babasıyla birlikte yaşama hakkına sahiptir. Ayrıca çocuk anasından
ve babasından veya bunların herhangi birinden ayrılmışsa ayrıldığı
kişilerle temas çocuğun hakkıdır. |
|
Ailenin
yetersizliği durumlarında devletin işlevsel olamadığı gözlenmektedir.
Yapılması öncelikli olanlar gerek okul öncesi eğitimde gerekse 8 yıllık
eğitimde ve sonraki yönlendirilmesinde özellikle rehberlik servislerinin
yardımıyla kurum ve kuruluşlar yoluyla aileye yardımcı olunmasıdır. |
|
Bununla
ilgili düzenlemeler Medeni kanun 273. ve 274. maddelerinde belirtmekte,
velayetle ilgili hem çocuğun velayeti hem de bu velayetin anne ve
babadan alınması koşulları açıkça belirtilmektedir. Ancak bunu uygulamak
için gerekli ara kurumların bulunmaması pratikte büyük sorunlara yol
açmaktadır. |
|
Kanunda
bunun yürütülmesiyle ilgili madde olmasına karşın en büyük sorunlardan
birisi pratikte burada yaşanmaktadır. Özellikle aralarında sorun olan
çiftlerde çocukların yanında kaldığı ebeveynin dışında diğer ebeveynle
görüşmesinde sorunlar çıkmakta ve daha da kötü olan ise görüşmeye
çocuğun bazen icra memuru ile götürülmesi gibi çocuğa eşya muamelesi
yapılması dikkati çekmektedir. 4. fıkra her zaman uygulanamayan bir
maddedir. CMUK 107. maddesine uygun olarak çalışılmaktadır. |
|
Çocuğun
ebeveyni göremediği durumlarda bu madde kapsamına girmektedir. Çocuğun
ebeveyni göremediği başlıca durumlar bakım evinde kalma, sokakta yaşama
ve evden kaçtığında söz konusudur. Özellikle güç koşullardaki
çocuklardan sokak çocuklarına yönelik olarak yapılan çalışmalarda bu
çocukların ailelerinin bulunulmasına çalışılması taraf devletlerin
başlıca görevlerinden birisidir. |
|
Hastanede
yatan çocuklarda da ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte kalabilmesi
çocukların iyileşmesinde temel etkenler arasındadır. Kosta Rika’da
Sağlık Bakanlığı yeni doğan bebeğin hemen annesiyle birlikte olmasının
sağlanmasını koşul olarak getirmiştir. |
|
Annesi
hapishanede olan çocuk için de durum bir çıkmaz olarak gözükmektedir.
Anne ilgisi gereken küçük yaşlardaki çocuklarda anneleriyle birlikte
ceza çekmektedirler. Ülkemizde de yakın zamanda bu durumdaki çocuklara
yönelik “Uçurtmayı Vurmasınlar“ isimli bir proje SHÇEK ve Adalet
Bakanlığı işbirliğinde yaşama geçirilmiştir. Fransa’da yapılan bir
çalışmada 140.000 çocuğun ebeveynleri hapishanede olduğu için
ailelerinden ayrı olduğunu göstermektedir. 18 aylıktan küçük 50 çocuğun
bugün hapishanede annesiyle yaşadığı görülmektedir. Çocuk suçlular da
cezalarını çekmek amacıyla kurumlara alındığında ailelerinden
kopmaktadırlar. |
|
Ancak en
kötü durum göç eden ailelerde görülmektedir. Özellikle ebeveyn farklı
ülkedeyse büyük problemler ortaya çıkmaktadır. Savaşlarda da çocuğun
ebeveyninden ayrılığı çok sık gözlenen bir durumdur. |
|
Çocuğun
aileden ayrılmasının çocuğun yararı için en iyisi olacağının düşünüldüğü
durumlarda bunun mutlaka hukuksal dayanağı olmalı , bu durumun mahkeme
kararı ile kesinleşmesi gerekmektedir. Bazı Doğu Avrupa Ülkeleri buna
çekince koyarak çocuğu aileden ayırma yetkisinin sosyal hizmet
uzmanlarında olduğunu söylemekte, mahkeme kararına gerek olmadığını
söylemektedirler. Yugoslavya buna örnek olarak verilebilir. İzlanda’da
aynı durum söz konusudur. |
|
Mahkemenin
çocuğun aileden ayrılması kararını verirken mutlaka ilgili tüm tarafları
da dinlemesi gerekmektedir. Her iki ebeveyn, geniş aileyse ailenin diğer
bireyleri, çocuk hepsi dinlenerek en fazla bilgiye ulaşılması
hedeflenmelidir. |
|
Madde 11. Çocukların Yasadışı Yollarla Ülkeden Çıkarılması Ve Geri
Döndürülmemesi |
|
Bu madde
çocukların yasadışı yollardan ülke dışına çıkarılıp geri döndürülmesi
halleriyle mücadele etmesini düzenlemektedir. Devlet, çocukların
ana-babadan herhangi biri tarafından ya da üçüncü bir taraf eliyle ülke
dışına kaçırılıp burada alı konmasını önlemek ve vuku bulan bu tür
olayların çözümü için yol bulmakla yükümlüdür. |
|
Burada ülke
dışına kaçırma söz konusu olduğundan iki ülke arasında problemler
olduğunda ülkeler arası sözleşmeler geçerlidir. Bunlardan La Haye
sözleşmesi özel hukuka ilişkin çerçeveleri düzenlemekte özellikle
velayet kendine bırakılmayan tarafın çocukla kişisel ilişki kurma
hakkını ve çocuğu kendi yaşadığı ülkeye götürmesini düzenlemektedir. Bu
sözleşmeyi Türkiye imzalamamıştır. Bu önemli bir problem olarak ortaya
çıkmaktadır. |
|
Madde 13. İfade Özgürlüğü |
|
Sözleşmenin
bu maddesine göre çocuk, ülke sınırlarına bağlı olmaksızın görüşlerini
ifade etme, bilgi edinme, sahip olduğu görüşleri ve edindiği bilgileri
başkalarına aktarma hakkına sahiptir. |
|
Çocuk
kendisini ilgilendiren her konuda söz ve karar sahibi olmalı, karar
süreçlerine katılım hakkı olmalıdır. Çocuk fikrini her aşamada ve her
yaşta söyleyebilmelidir. Katılmak veya aynen kabul mümkün olmasa dahi
fikrini almak gerekir. Çocuğa iyi-kötü ayrımı yapmadan, sınırlama
olmadan özgür iradesine yer veren eğitim yapılmalıdır. Çocuğun ifade
hakkı yetişkinlerin ifade farkından farklı ve ayrı olmamalıdır. Çocuğun
ifade hakkı aileden başlayarak, çocukla ilgili tüm kişi ve kuruluşların
davranışlarında olmalıdır. |
|
Anayasanın
25. maddesi herkesin düşünce ve görüşlerini açıklayabileceğini
söylemektedir. Ancak terörle mücadele kanununda (TMK) 8. maddesinde yaş
ayrımı gözetmeksizin çocuklarda büyüklerle birlikte bu yasa kapsamında
olup çocukların ifade özgürlüğüne bir takım kısıtlamalar getirmiştir. |
|
Çocukların
görüşünün alınması ile ilgili uygulamalarda Almanya raporunda bu konuda
bilinçlendirme kampanyalarının gerekliliğini vurgulamıştır. Uruguay’da
400 çocuk üzerinde yapılan bir çalışmada çocukların % 75’i taşınma, ev
işleri, TV programları gibi konuları tartıştıklarını, giyimleri,
arkadaşları, dersleri ile ilgili görüşlerine de % 85 oranında çocuk
değer verildiğini belirtmiş, sadece % 2’si görüşlerinin önemsenmediğini
belirtmiştir. Rusya’da raporunda çocukların yönettiği, tüm yazıları
çocukların yazdığı YUNPRES ismini verdikleri bir basın ajansını
anlatmaktadır. Böylelikle çocuklar görüşlerini anlatabilecekleri bir
kanala kavuşmuş olmaktadırlar. |
|
Bu maddeye
Avusturya ve Belçika benzer sebeplerle çekince koymuşlar ve yapılacak
yayınların kanunlarla çelişmemesi gerektiğini söylemişlerdir. |
|
Madde 16. Özel Yaşamın Dokunulmazlığı |
|
Bu maddede
çocukların özel, aile ve ev içi yaşamları ile kurdukları iletişime
yönelik dış müdahalelerden, iftira ve haksız suçlamalardan korunma
hakları olduğu anlatılmaktadır. |
|
Buradaki en
önemli problem çocukların izinsiz olarak her türlü durumda kamuoyuna
afişe olmaları ve kimliklerinin açıklanmasıdır. 2253 sayılı yasanın
40.maddesi çocukların özellikle suç işlemiş küçüklerin suçları ve
yargılanmaları ile ilgili yayın yapılmasını yasaklanmasına karşın
medyada sürekli çocukların afişe olduğu izlenmektedir. Yine aynı yasanın
34.maddesinde adli sicilde çocukla ilgili kayda geçen bilginin kimseye
verilmemesi gerekirken pratikte herkesin bu bilgilere kolaylıkla
ulaşabildiği görülmektedir. |
|
Çok önemli
bir başka konu da kız çocuklarına yönelik uygulanan bekaret kontrolüdür.
Kızlık muayenesi polis, öğretmen, okul müdürü gibi kişilerin takibiyle
yapılmakta ve asıl yapılabileceği tek durum olan cinsel saldırılar göz
önüne alınmaksızın keyfi olarak uygulanmaktadır. Bunun önüne
geçilmelidir. |
|
Basın
konusunda çocuklarla ilgili haber ve yorumlarda özellikle çocukların
yargılanmalarında çocukların teşhirini önleyen yasal düzenlemeler
bulunmasına karşın medyada sürekli olarak özellikle kurban, mağdur
durumdaki çocuklara yer verildiği gözlenmektedir. Özellikle televizyon
programlarında bu durumun sürekli tekrarlandığı görülmektedir. Bu durum
teorik olarak basın yasasında yer almasına karşın pratikte günlük
yaşamda yer aldığı gözlenmektedir. Bu durum çocuk hakları yasasıyla
çelişen bir durum olarak dikkati çekmektedir. |
|
Bu maddenin
temelinde ailede özellikle okullarda ve yurtlarda özel yaşamın korunması
yer almaktadır. Disiplin yönetmeliklerinde örneğin; okullarda ani
baskınlar, bekaret kontrolü, mektupların okunması gibi aykırı
uygulamalar düzeltilmelidir. |
|
Norveç bu
maddeyle ilgili olarak raporunda zorunlu din dersine girme ya da ebeveyn
kararı ile din dersine girme kararının çocuğun özel yaşamına karışma
olduğunu,devletlerin buna dikkat etmeleri gerektiğini söylemektedir.
Finlandiya raporunda ebeveynlerin çocukların mektuplarını açma ya da
telefonlarını dinleme hakları olmadığını belirtmektedir. Belçika belli
meslek gruplarında meslek sırrı kavramı olduğunu, Sosyal hizmet
uzmanlarının da buna dahil olduğunu ancak çocuklarla ilgili olan
bilgileri saklamadığını çünkü taraf olarak çocuğu değil ebeveynleri
gördüklerini söylemekte, bir ikileme dikkat çekmektedirler. |
|
Çocuk
Hakları Komisyonu suça itilmiş çocuklarda özel yaşama dikkat kuralının
çiğnendiğini belirtmekte, çocuğun isminin saklanması gerektiği ve
fotoğrafının çekilmemesi gerektiğini söylemektedir. Aynı şekilde
istismara uğramış çocuğun da afişe edilmemesi gerekmektedir. Kanada ‘da
14 yaşından büyük çocukların sağlık ve sosyal dosyalarının ebeveynlere
gösterilmemesini isteme hakkı vardır. |
|
Madde 17. Doğru Bilinçlenme Hakkı |
|
Bu madde
çocukların doğru bilinçlenmesi, gerekli bilgilere ulaşması ile
ilgilidir. Devlet değişik kaynaklardan bilgilerin ve yayınların
çocuklara ulaşmasını sağlayacak, kitle iletişim araçlarının çocuklar
açısından sosyal ve kültürel yarar sağlayacak bilgiler yaymasını teşvik
edecek, buna karşılık çocukları zararlı yayınlardan koruyacaktır. |
|
1117 sayılı
küçükleri muzur neşriyattan koruma kanununda 18 yaşından küçüklerin
maneviyatı üzerinde muzur etki yapacak süreli ve süreli olmayan eserlere
sınırlamalar getirilir. |
|
Radyo ve
televizyonların kuruluş ve yayınları hakkında 3984 sayılı kanunun yayın
ilkelerini kapsayan 2.bölümündeki 4m bendi çocukların fiziksel,
zihinsel, ruhsal ve ahlaki gelişimini olumsuz yönde etkileyecek yayın
yapılmaması esasını içerir. |
|
Sinema,
video ve müzik eserlerinin denetlenmesi ile ilgili yönetmelikte
küçükleri korumaya yönelik 12.maddede komisyonlar ve kurumlarca
çocukların ruh ve beden sağlığını, yetişmelerini olumsuz yönde
etkileyebileceği tespit edilen film, video ve müzik eserlerinin 16
yaşından küçüklere gösterilmesine izin verilmez. |
|
Radyo ve
televizyon kuruluşları reklam ve yayın ilkeleri ve şekilleri ile reklam
gelirlerine ait paylarının ödenmesi hakkındaki yönetmeliğin 579 maddesi
çocuklara kendilerinin doğrudan kullanılmayacakları veya
yararlanmayacakları ürün ve hizmetlerin reklamlarında, reklam mesajı
iletme görevi verilemez, onların fiziksel ve ruhsal gelişimlerine zarar
verecek hususlar bulunamaz. |
|
Reklamlarda
çocuklar yetişkin dil, davranış, giysilerle makyaj ve görüntülerle yer
alamazlar. Aynı yönetmelikte çocuklara yönelik reklamlar 10. maddede
düzenlenmiştir. Buna göre 13 yaş ve daha küçük yaştaki kişilere yönelik
ve bu kişilerin tüketebileceği ürün ve hizmetleri kapsayan reklamlar,
çocuklara yönelik reklamdır. Çocuklara yönelik veya içinde çocukların
kullanıldığı reklamlarda onların fiziksel, duygusal zihinsel, toplumsal
gelişme özelliklerini olumsuz etkileyebilecek unsurlar bulunmaz. Aynı
yönetmeliğin reklam yayın esaslarını düzenleyen 187c maddesinde; "Haber
bültenleri, güncel programlar ve çocuk programları 30 dakikadan kısa
oldukları takdirde reklamla kesilemez. 18/d maddesinde ise "Çocuklara
yönelik programlarda reklama ayrılan süre bir saatlik yayın süresinde 6
dakikayı geçemez. |
|
Haber
bültenleri, güncel programlar ve çocuk programları alt yazı, logo ve
çerçeveler kullanmak suretiyle reklam yerleştirilemez ifadesi yer
almaktadır. |
|
Türkiye
ayrıca sınır ötesi televizyon sözleşmesini 4.11.93 de onaylamıştır. Bu
sözleşmenin ilkeler doğrultusunca radyo ve televizyonların kuruluş ve
yayınları hakkında kanun çocukları korumak açısından önemli düzenlemeler
getirmiştir. |
|
Çocuk
haklarının medyada yer alması ile ilgili olarak Portekiz özellikle
kırsal kesimlerdeki çocukların medyadaki bilgilerden yeterli olarak
yararlanamadığını raporunda belirtmektedir. Medyanın çocuğa yönelik
haberlerinde temel prensibin çocuğun kişiliğinin geliştiği, fiziksel ve
mental kapasitesinin geliştiği, insan haklarına saygılı bir kişi
yetiştirmek olduğunu vurgulamaktadır. Yugoslavya raporunda medyanın
çocukları AIDS gibi hastalıklar ve cinsel istismar gibi olgularda
uyarıcı görev görmesi gerektiğini belirtmektedirler. Aynı şekilde
medyadaki şiddet içerikli programlardan çocukları koruması gerektiği de
sürekli vurgulanan bir boyuttur. Kanada; Panama; Jamaika raporlarında
mutlaka çocukların bu şiddet dolu programlardan etkilenmelerinin ortadan
kaldırılması gerektiğini savunmaktadır. |
|
Madde 19. İstismar Ve İhmal |
|
Bu madde
çocuk istismarı, ihmali ve önlenmesi ile ilgilidir. Devlet çocuğu,
ana-babanın ya da çocuğun bakımından sorumlu başka kişilerin her türlü
kötü muamelesinden koruyacak, çocuk istismarını önleyecek ve bu tür
davranışlara maruz kalan çocukların tedavisini amaçlayan sosyal
programlar hazırlayacaktır. |
|
Çocuk
istismarı ile ilgili ülke genelinde hiçbir verinin bulunmaması devletin
bu konuya verdiği önemi göstermesi açısından önemli bir saptama olarak
gözükmektedir. Çocuğa yönelik şiddet ve diğer istismarların gerek ev
gerekse okul ve toplumsal düzeyde var olduğu günlük yaşamdaki gözlemler
ve medya kanalıyla bilinmesine karşın devletin bu konuya ilişkin hiçbir
çalışmasının bulunmaması istismara bakış açısı açısından belirleyici bir
boyuttadır. |
|
Özellikle
geleneksel disiplin yöntemi olarak dayağın ülkemizde kabul görmesine
bağlı olarak dayak günlük yaşamda sıklıkla çocuğa yönelik olan şiddet
olarak vardır. Bunun özellikle okullarda öğretmen - öğrenci ilişkisinde
bulunduğu ve kanunlarımızda tedip hakkı olarak geçen ve memurin -
muhakemat kanunu gereğince dayak atan öğretmenin suçunun öncelikle
disiplin soruşturması yapılarak sonra ceza davası açılabilmesi çoğu
olgunun cezasız kalmasına ve birçok çocuğun dayaktan zarar görmesine
neden olmaktadır. |
|
Öğretmen ve
Müdürlerin disiplin kurulu yerine geçerek çocuğu cezalandırmaları ve bu
cezaları da şiddet yöntemleri kullanarak gerçekleştirdikleri
görülmektedir. Bu uygulama çocuğu arkadaşlarının karşısında küçük
düşmesine neden olmaktadır. |
|
Tüm bunlar
velayetin bir hak olmaktan çıkarılması ve İsviçre ve Alman Kanunlarında
olduğu gibi bir görev haline dönüştürülmesi. devletlerin sözleşme ile
taahhüt ettikleri "çocuklar için yeni bir bakış açısı geliştirme"
yükümlülüğünün de bir gereği olarak gerçekleştirilmesi gereken bir
uygulamadır. |
|
Çocuklara
yönelik şiddetin önlenmesi çok boyutlu bir olay olarak gözükmektedir.
Hem kanunların düzenlenmesi hem toplum eğitimi yapılmasının gerekliliği
Kosta Rika’nın raporunda belirtilmektedir. Cinsiyet ayrımcılığının,
ebeveynlerin rolünün ailede şiddetin önlenmesinin temel konular olarak
işlenmesi gerektiği toplum eğitimindeki temel prensipler olarak
belirlenmiştir. Ürdün de raporunda aile şiddetin çocuklara yönelik temel
bir sorun olduğunu ve bunun önlenmesi gerektiğini söylemektedir. Sri
Lanka ise raporunda istismarın özellikle de cinsel istismarın sayısında
çok artış olduğunu, buna maruz kalan çocuklar için bir tedavi merkezi,
rehabilitasyon merkezi olmadığını belirtmektedir. Rapora göre okullarda
dayak kabul gören bir kavram olup sıklıkla yaşanan bir olgu olarak
karşımıza çıkmaktadır. Ülke kanunlarının çocuk hakları sözleşmesine göre
düzenlenmesi gerektiğini de belirtmektedir. Sri Lanka ile birlikte Fas,
Moğolistan, Slovenya da aynı görüşleri raporlarında belirtmektedirler.
Jamaika raporunda geleneksel görüşlerinde istismarı körükleyici etkileri
olduğunu belirtmektedir. Raporda verilen örnekte kırsal kesimde bazı
bölgelerde bakire kızla cinsel ilişkinin kişiyi hastalıktan koruduğuna
inanıldığından çok küçük yaşta kız çocuklarıyla cinsel ilişki
yaşanıldığına, annelerinin de bunu herkesten sakladıkları ve olayların
gizli kaldığını belirtmektedir. Burkino Faso raporunda istismar
konusunun topluma politik liderler kanalıyla anlatılmasının etkili
olacağını söylemektedir. Avusturya, İsveç, Norveç, Finlandiya gibi
ülkeler çocuklara dayağı hem aile içinde hem de kurumlarda kesin olarak
kanunlarıyla yasaklamışken, İspanya gibi ülkelerde belli düzeyde,
cezalandırıcı dayağı kabullenen yasalar olduğu görülmektedir. |
|
Çocuk
hakları komisyonu görüşünde eşin karısını dövmesi yasak olduğu
düşünüldüğünde neden çocuğun dövülmesi kavramında belli düzeye kadar
onaylanabilir gibi yaklaşımlar olduğunu sorgulamakta ve dayağın
cezalandırma amacıyla da olsa kesinlikle yasaklanması gerektiğini
söylemektedir. |
|
Arjantin
raporunda ülkelerin kanunlarında aile-içi dayağın kesin önlenmesine
yönelik maddelerin yer alması gerektiğini belirtmektedir. Almanya da bu
görüşü raporunda dile getirmektedir. Aynı şekilde Zimbabve , Fransa,
Polonya, Honduras, Jamaika, Kanada, Belçika, Tunus, Sri Lanka, İtalya,
Ukrayna, Senegal, Portekiz, Guetemala, Fas, Bulgaristan, Panama,
Birleşik Arap Cumhuriyeti ve Yeni Zelanda da kanunlarla istismar
olgusunun net olarak önlenmesinin gerektiği kanunlarda belirtilmiştir |
|
Uruguay,
Romanya, Hong-Kong, Ürdün raporlarında istismarı çocuklara yönelik
şiddetin saptanmasında araştırmaların çok önemli olduğunu belirtmekte ve
araştırma yapılmasının önemi vurgulanmaktadır. Bu tip olguların
araştırılması, rapor edilmesi, tedavi ve takibi konusunda da
profesyonellerin görev yaptığı sistemlerin taraf devletlerce desteklenip
geliştirilmesi gerekliliği çeşitli ülke raporlarında Filipinler,
Arjantin, Lübnan, Pakistan, Çin gibi ülkelerin raporlarında
belirtilmektedir. Ayrıca istismarla ilgili konunun çalışanlarına,
topluma, ailelere konuyla ilgili duyarlı kılma, bilgilendirme
çalışmalarının mutlaka yapılması gerekliliği Pakistan, Şili; Mauritus
adaları, Nikaragua ve Nijerya’nın raporlarında özellikle
vurgulanmaktadır. |
|
Madde 24. Sağlık Ve Sağlık Hizmetleri |
|
Bu madde
çocuğun sağlık hakkı ile ilgilidir. Çocuk, mümkün olan en üst düzeyde
sağlık ve tıbbi bakım standardına ulaşma hakkına sahiptir. Devletler,
temel ve koruyucu sağlık bakımı, halk sağlığı eğitimi ve bebek
ölümlerinin azaltılması konularına önem verecek, bu amaca yönelik
uluslararası işbirliğini teşvik edecek ve etkin sağlık hizmetlerinden
yoksun tek bir çocuk kalmaması için çaba göstereceklerdir. |
|
Dünya Sağlık
Örgütü verilerine göre her gün dünyada 40.000 çocuk malnutrisyon ve
hastalıktan ölmekte, AIDS, temiz su olmayışı, yetersiz hijyen ve madde
alımı problemlerine bağlı olarak ölümler görülmektedir. Her yıl doğum
sırasında 500.000 anne yaşamını kaybetmektedir. |
|
Çocuğun
sağlık hakkı ile ilgili olan bu maddede ülkemiz için dikkati çeken boyut
genel olarak ancak nüfusun % 50’sinin sosyal güvence altında olmaları
nedeniyle çocukların hasta olmaları durumunda sağlık hizmetinden
yararlanabilen kesiminde ancak bu oranda olduklarıdır. Sağlık sektörünün
özelleştirme kapsamında değerlendirilmesi de yakın gelecekte bu durumun
daha da kötüleşeceğini göstermektedir. Sağlığa ayrılan payın % 10-20
oranlarında olması gerekirken bizde ki durum %2-3 oranlarında olduğu
şeklindedir. Bu oranında ulusal gelir içindeki oranının %1olduğunu
belirtelim. Bu sağlık bütçesinin de ancak % 15’i temel sağlık
hizmetlerinde kullanılmakta ve bu da ancak personelin maaşının
ödenmesini sağlamaktadır. |
|
(A)
fıkrasına göre şu durumların sözleşmeye aykırı olduğu görülmektedir.
Burada en önemli konulardan birisi çocukların kelepçeli olarak
duruşmalara getirildikleri görülmektedir. Bunun hemen sonlandırılması
gerekmektedir. |
|
Çocuk
mahkemelerinde 15 yaşını bitirmeyen çocukların yargılanması yüzünden
16-18 yaş arasındakiler bu kapsam dışında bırakılarak yetişkinlerin tabi
oldukları mahkemelerde yargılanarak haksızlığa maruz kalmaktadırlar.
Yine benzer bir haksızlık çocukların Çocuk Mahkemeleri Kanunu 6.maddesi
III. fıkrasına göre Devlet Güvenlik Mahkemelerinde (DGM)
yargılanmasıdır. Olağanüstü haller, sıkıyönetim ve savaş hali ile askeri
mahkemelerin görevlerine giren suçlarda çocuklar DGM de
yargılanmaktadır. |
|
Burada en
önemli sorunlardan birisi yeterli sayıda çocuk mahkemesinin
bulunmamasıdır 1979 da yürürlüğe giren kanun 10 yılda Türkiye'de tüm
illerde kurulu denmesine karşın ancak İstanbul 2, Ankara 2, İzmir ve
Trabzon'da olmak üzere 6 mahkeme bulunmaktadır. Suça itilen çocukların
ilk yakalandıklarında karşılaştıkları polis kuvvetlerinin durumu da
dikkat çekicidir. Küçükleri Koruma Şubesi olmasına karşın buradaki
görevli polislerin buna yönelik eğitimlerinin olmadığı görülmektedir.
Ülke genelinde 19 Küçükleri Koruma Şubesi olmasına karşın işlevsel
olamadıkları dikkati çekmektedir. |
|
Yakalanan
çocukların mutlaka pedagog ve sosyal hizmet uzmanlarınca incelenmesi ve
araştırılma yapılması gerekirken bu yok denecek düzeyde az elemanlarca
uygulanabilmektedir. |
|
Kurumlara
cezalarını çekmek üzere gönderilen çocukların buradaki personelin tedavi
ve iyileştirmeye yatkın olmaması yüzünden eğitimsiz kalmalarına ve bazen
de keyfi davranışlara maruz kaldıkları görülmektedir. Bulunan çocuk
cezaevlerinde farklı uygulamalar dikkati çekmektedir. En büyük
sebeplerden birisi suça göre çocukların ayrılarak farklı yerlere
gönderilmesidir. Örneğin TCK 54. maddesine giren suçlarda Ankara Çocuk
Islahevi, 55.maddede Sinop Çocuk Cezaevi, Elazığ ve İzmir'de 54.madde
hükme bağlanmıştır. Sonuçta Ankara ve Sinop'a yollanan çocuklar eğitim
alamamakta 16-18 yaş grubundaki bu çocuklar hiçbir şeyden
yararlanamamaktadırlar. |
|
Çocukların
yakınları ile görüşebilmesi konusunda da sorunlar yaşandığı gibi
tutukluların telefonda konuşmalarının yasaklanması sözleşmeye aykırı bir
durum olarak dikkati çekmektedir. |
|
Ülkelerin
polis veya asker tarafından çocuklara yönelik şiddet ve kötü muameleye
duyarlı olmaları ve özel prosedürler geliştirilmesi gerekliliği Peru,
Meksika, Endonezya raporlarında belirtilmiştir. Zimbabve, Pakistan,
Etiopya da okulda dayağın çocukların yaşam boyu hapis gibi maruz
kaldıkları durumlarda acil önlem alınması gerekliliğini
vurgulamaktadırlar. Gözaltı süresinin Bolivya, Belçika Madagaskar,
Jamaika, Slovenya da 45 güne kadar uzayabileceği görülürken bu süre
İngiltere’de 7 gündür. Hapiste kalma süresinin yaşam boyu olmasının
sakıncaları da tartışılan konulardan birisidir. Bolivya, Etiopya,
Nijerya ve İngiltere raporlarında hapiste kalma süresi ve koşullarının
revizyona gereksinmesi olduğunu belirtmektedirler. Ayrıca çocukların
hapishanelerde olan ebeveynler ile iletişim içinde olması hakkı da
bulunmaktadır. |
|
Madde 38. Silahlı Çatışmadan Etkilenen Çocuklar |
|
Bu maddede
taraf devletlerin 15 yaşından küçük çocukların çatışmalara
katılmamalarını sağlamak için mümkün olan her tür önlemi alacaklardır.
15 yaşından küçük hiçbir çocuk askere alınmayacaktır. Devletler, ayrıca
silahlı çatışmaların etkilediği çocuklara, ilgili uluslararası yasada
belirtilen şekillerde koruma ve bakım sağlayacaklardır denilmektedir. |
|
Savaşlar
sonunda çocukların savaştan çok etkilendikleri görülmektedir. Dünya
genelinde 2 milyon çocuğun öldüğü, 5 milyon çocuğun sakat kaldığı, 5
milyon çocuğun mülteci, 12 milyon çocuğun ise evsiz kaldığı
görülmektedir. Savaşlarda çatışma hallerinde çatışma dışı kalan
sivillerin özellikle de çocukların özel olarak korunması gereklidir. |
|
Uluslararası
sözleşmelere baktığımızda 1949 yılındaki Cenevre sözleşmesi 15 yaşından
küçüklerin doğrudan çatışmalara katılamayacağı, silah altına
alınamayacağını belirtmektedir. Çocuk hakları sözleşmesinde ise 15-18
yaş arasındaki çocuklar için bir silah altına alma zorunluluğu varsa
önceliğin yaşça büyük olanlara verileceğini söylemektedir. 18 yaşına
kadar herkesin çocuk olduğu göz önüne alındığında sözleşmedeki bu
çelişkinin giderilerek silahlı çatışmalardan korunma ve silah altına
alma ile ilgili yaş sınırı 15’den 18’e çıkarılmalıdır. |
|
Ülkemizde en
dikkati çeken boyut olağanüstü hal (OHAL) uygulamalarının sürdüğü
bölgedeki çocukların çatışma ve bunların etkilerine bağlı olarak mağdur
durumda kalmalarıdır. Hem bu bölgedeki çocuklara hem de bu çatışmalara
bağlı olarak göç etmek zorunda kalan çocuklar için acil önlemler
alınmalıdır. |
|
Çocuk
hakları komisyonu 2. Dünya savaşından sonra 150’yi geçkin savaş ve
silahlı çatışmanın yaşandığını ve çok daha sofistike ve gelişmiş, vahşi
silahların kullanıldığını ve bunlardan sivillerin özellikle de
çocukların etkilendiğini belirtmektedir. |
|
Filipinlerde
özel koruma antlaşmasıyla çocuklar barış bölgesi ismi verilen bir
korumaya alınmaktadırlar. Buna göre çocuklar çatışma ve savaşlarda hedef
olmayacaklar ve askere veya benzeri durumlarda göreve
çağrılmayacaklardır. Eğer savaş çıkarsa 24 saat içinde belediye ve
sosyal hizmetlere haber verilerek çocuklar o bölgeden boşaltılacak;
okul, hastane gibi yapılar kesinlikle savaş hedefi olarak
seçilmeyecektir. Savaşlarda çocukların korunmasına öncelik verilecektir.
Sudan, Peru, El Salvador savaş sonrası çocukların vahşet ve şiddete
tanık olmalarının getirdiği olumsuz koşullardan raporlarında
bahsetmişlerdir. Lübnan, Sri Lanka, Kosova, Guetemala bu durumdan
çocukların olumsuz etkilenmelerini raporlarında dile getirmişlerdir.
Bunların içerisinde özellikle kız çocuklara yönelik yapılan cinsel taciz
ve ırza geçme olguları başta gelmektedir. |
|
Bu maddenin
özellikle 2. ve 3. Paragrafları yani 15 yaşından başlayarak çocukların
askere katılımları ile ilgili bölümlerine Andorra, Arjantin, Avusturya,
Kolombiya, Almanya, Hollanda, Polonya, İspanya ve Uruguay çekince
koymuşlardır. Honduras ayrıca askerliğin isteğe bağlı olmasının maddeye
eklenmesi ve her türlü koşulda 18 yaşını kriter alması gerektiğini
belirtmektedir. İtalya çocuk hakları sözleşmesinin özellikle askerlere
de anlatılması, tanıtım ve eğitim programlarının düzenlenmesi
gerektiğini belirtmektedir. |
|
Mayınların
çocuklara zararı konusunda girişimler ilk kez Belçika’nın üretim ve
ülkeye sokulmasını yasaklamasıyla başlamıştır. Yapılan bir çalışma en az
68 ülkede 110 milyondan fazla mayın olduğunu göstermektedir. 40 ülke
mayınların yasaklanması için ülkelerinde işlemlere başlamışlardır.
Aralık 1996 da 156 ülke Birleşmiş Milletler genel kurulunda buna ilişkin
bir karara imza atmışlardır. |
|
Madde 39. İstismar Ve İhmal |
|
Sözleşmenin
bu maddesi silahlı çatışma mağduru olan çocukların bedensel ve ruhsal
sağlığının korunmaları veya buna yeniden kavuşmaları ve toplumla
bütünleşebilmelerini sağlamaları için taraf devletlerin uygun önlemler
almaları gerektiğini vurgulamaktadır. |
|
Taraf
devletlerin silahlı çatışma, işkence, ihmal, kötü muamele ve sömürü
mağduru çocukların sağlıklarına kavuşturulmaları ve toplumla
bütünleşmelerini sağlamak amacıyla uygun önlemleri almakla yükümlü
oldukları belirtilmektedir. Şiddete maruz kalmış çocuk kurbanların
rehabilitasyonu bu maddede irdelenmektedir. |
|
Türkiye'nin
ise bu konuda hiçbir girişimi veya önlemi bulunmamaktadır. İç çatışmanın
yaşandığı özellikle güneydoğu Anadolu bölgesindeki çocukların
korunmasına yönelik herhangi bir işlem bulunmamaktadır. Bugün için
devlet SHÇEK kanalıyla hizmet vermektedir. Ancak 2828 sayılı kanunla
çalışmalarını yapan SHÇEK’in korunmaya muhtaç çocuklar tanımında savaş
mağduru çocuklar yer almadığından bu gruba giren çocuklara hizmet
götürülememektedir. Bu açıdan bu tanımın yeniden düzenlenmesi
gerekmektedir. |
|
Bir başka
problem de savaş sırasında yaşanan ve çocukların ölmesi veya
sakatlanmasına neden olan toprağa gömülen kara mayınlardır. Bu mayınlar
sıcak savaştan sonra da toprak altında kalmakta ve basma sonucu birçok
çocuğun ölümü veya sakatlanmasına neden olmaktadır. Bunların
kullanımının önlenmesi için taraflar arasında anlaşma sağlanarak
kullanılmaması sağlanmalıdır. |
|
Polonya
raporunda her tür şiddete maruz kalmış çocuklar için fiziksel,
psikolojik ve sosyal uyum programlarının oluşturulması gerektiğini
söylemektedir. İngiltere de şiddetin yanı sıra madde bağımlılığı, ihmal
olguları içinde merkezler açılması gerektiğini, bunların ulusal ölçekler
yanında uluslararası ölçekte de belli standarda bağlı olması gerektiğini
belirtmektedirler. Danimarka, Ukrayna, Nijerya, Bulgaristan bu
merkezlerin özellikle UNICEF destekli oluşturulması gerektiğini
belirtmektedirler. Endonezya önleme çalışmalarının çok önemli olduğunu
raporunda vurgulamaktadır. Yeni Zelanda, Rusya, Belarus, İtalya, Nepal,
Panama da raporlarında çocuğa kötü davranışın cinsel istismarda dahil
olmak üzere istismarın ölçülerinin, tanının net olarak yapılması
gerektiğini ve bunun tedavide önemli olduğunu vurgulamaktadır. |
|
Komisyon
çocukların yaşamına ve gizlilik ilkesine saygının da önemli olduğunun
altını çizmektedir. Aynı şekilde çocukların çalıştırılmasına bağlı
olarak ortaya çıkan istismarın sonuçları açısından rehabilitasyon
çalışmalarının önemi büyüktür. Suça itilen çocuklarında durumunun iyi
değerlendirilmesi, rehabilitasyon çalışmasının önemi Endonezya ve Peru
raporunda belirtilmiştir. |
|
Madde 40 . Çocukların Yargılanmaları |
|
Bu madde de
suça itilmiş çocukların topluma kazandırılması ile ilgilidir. Yasalara
aykırı iş yapan çocuk, saygınlık ve değer anlayışını geliştiren, yaş
durumunu gözeten ve toplumla yeniden bütünleşmesini hedefleyen tarzda
muamele görme hakkına sahiptir. Çocuğa temel güvencelerin yanı sıra
savunması için hukuki ve diğer her tür yardım sağlanacaktır. Mümkün olan
her durumda adli kovuşturmadan ve kurumlara yerleştirme yolundan
kaçınılmalıdır. |
|
Burada ilk
dikkati çeken boyut cezaevindeki çocuğun eğitimi ve tedavisi için
gereken kadroya bugün Adalet Bakanlığının sahip olmamasıdır. Yeterli
sayıda psikolog, sosyolog ve sosyal hizmet uzmanının bulunmaması,
olanlarında çocuğun topluma kazandırılması için gerekli donanıma sahip
bulunmadığı dikkati çekmektedir. |
|
Cezaevindeki
cezasını tamamlayan çocukların normal yaşama dönüşlerinde adaptasyona
yardımcı olacak kurumların bulunmadığı, sadece bir sivil toplum
kuruluşunun kısıtlı alanda çalışmalarının bulunduğu görülmektedir. |
|
Öncelikle
çocuklar için farklı bir cezaevi ve uygulamaların olması gerekmektedir.
Buradaki temel kriter çocuğun yüksek yararı ilkesine uygun uygulamaların
düzenlenmesidir. |
|
Türk
hukukunda çocuklar için kabul edilen ceza sistemi yetişkin suçlulara
uygulanan ile aynıdır. Tek fark çocuklara uygulanan cezalardaki
indirimdir. Halbuki çocuklara yönelik olarak temel girişimin çocuğun
topluma kazandırılmasına yönelik bir sistemin oluşturulması olduğu
açıktır. |
|
Çocuklara
yönelik yasa ve çocuk suçluluğu ile ilgili yönetmeliklerde mutlaka çocuk
hakları sözleşmesi standartlarına uyulması gerekliliği Honduras’ın
raporunda özellikle altı çizilerek belirtilmektedir. Çocuk
mahkemelerindeki hakim ve yargıçların çocuk hakları konusunda
eğitilmeleri gerektiği ve çocuk suçlularının hüküm sürelerinin
azaltılarak eğitime yönlendirilmeleri gerektiği de belirtilmektedir.
Benzer yorumlar Vietnam, Rusya, Mısır, Sudan, Kosta Rika, Namibya,
Kolombiya, Romanya, Belarus, Pakistan, Burkino Faso, Ürdün, Şili,
Endonezya, Madagaskar, Filipinler, Polonya, Jamaika, Nikaragua, Ukrayna,
Senegal, Portekiz, Yemen, Moğolistan, Kore, Guetemala, Fas, Uruguay ve
Etiopya tarafından da raporlarında dile getirilmiştir. |
|
Peru
raporunda ülkesinde terörist faaliyetlere katılan 15-18 yaşlarındaki
çocukların çocuk suçluluğundaki öngörülen koşullardan yararlanamadığını
belirtmektedir. |
|
Sri Lanka
çocukların görüşlerinin aile, okul ve çocuk suçluluğu konularında hiç
dikkate alınmadığını raporunda söylemektedir. |
|
İspanya
raporunda medyanın çocukların işlediği suçlara geniş yer ayırmaları
nedeniyle toplumda çocuğa yönelik suçlarda büyük artışlar olduğu ve
suçların çoğunun çocuklar tarafından işlendiği şeklinde yanlış bir
görüşün oluştuğunu, halbuki araştırmalarda 13 yaş altı gasp suçunun
yılda 3-4 kez görüldüğünü, o yüzden de suç oranlarının topluma
açıklanarak bu yanlış görüşün önüne geçilmesi gerektiğini
söylemektedirler. Şili’de aynı şekilde son yıllarda toplumda çocuk
suçluluğuna karşı bir tepkinin geliştiğini raporunda belirtmektedir.
İngiltere‘de raporunda çocuk suçluluğunun azaltılması ile ilgili
önlemleri taraf devlet olarak alınması zorunluluğunu dile getirmektedir.
Almanya bu maddenin 2. Şık b fıkrasına özellikle dikkat çekerek çekince
koyduğunu belirtmiştir. Aynı maddeye Danimarka’da çekince koymuştur. |
|
Arjantin
raporunda bütün bölgelerde çocuk mahkemesi kurulması zorunluluğuna
dikkat çekmektedir. Norveç, Bulgaristan ve Bolivya’da raporlarında bunu
dile getirmektedirler. |
|
Ürdün
raporunda ceza sorumluluğunun 18 yaşında başladığını, 7 yaşından sonra
da cezai yaptırımlarla ilgili girişimlerin söz konusu olacağını
söylemektedir. Sri Lanka ceza sorumluluğunda yaş faktörünün önemine
değinmekte, 8 yaşın başlangıç noktası olduğunu ve 16-18 yaş arasında
erişkin mahkemelerinde çocukların yargılandığını belirtmektedir. Yemen,
Nijerya, Hong-Kong, Etiopya da ceza sorumluluğunun başlangıç yaşının
önemine değinmektedirler. |
|
İsveç’te ise
15 yaş öncesi çocuklar mahkemeler tarafından değil, belediyelere bağlı
sosyal hizmet uzmanlarınca değerlendirilmektedir. 12 yaş altında çok
ciddi bir durum yoksa bu da yapılmamakta ancak çocuk rehabilitasyon
hizmetleri için yetkililere yollanmaktadır. |
|
Ailenin
Korunmasına Dair Kanun |
|
Kanun
Numarası : 4320 |
|
Kabul Tarihi
: 14/1/1998 |
|
Yayımlandığı
R.Gazete : Tarih : 17/1/1998, Sayısı: 23233 |
|
Yayımlandığı
Düstur : Tertip: 5 |
|
Madde 1 -
Türk Kanunu Medenisinde öngörülen tedbirlerden ayrı olarak, eşlerden
birinin veya çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile
bireylerinden birinin aile içi şiddete maruz kaldığını kendilerinin veya
Cumhuriyet Başsavcılığının bildirmesi halinde, Sulh Hukuk Hakimi re'sen
meselenin mahiyetini gözönünde bulundurarak aşağıda sayılan tedbirlerden
bir ya da bir kaçına birlikte veya uygun göreceği benzeri başkaca
tedbirlere de hükmedebilir: |
|
Kusurlu
eşin; |
|
a)Diğer
eşe veya çocuklara veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerine
karşı şiddete veya korkuya yönelik davranışlarda bulunmaması, |
|
b)Müşterek
evden uzaklaştırılarak bu evin diğer eşe ve varsa çocuklara tahsisi ile
diğer eş ve çocukların oturmakta olduğu eve veya iş yerlerine
yaklaşmaması, |
|
c)Diğer
eşin, çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerinin
eşyalarına zarar vermemesi, |
|
d)Diğer
eşi, çocukları veya aynı çatı altında yaşan aile bireylerini iletişim
vasıtalarıyla rahatsız etmemesi, |
|
e)Varsa
silah ve benzeri araçlarını zabıtaya teslim etmesi, |
|
f)Alkollü
veya uyuşturucu herhangi bir madde kullanılmış olarak ortak konuta
gelmemesi veya ortak konutta bu maddeleri kullanmaması. |
|
Yukarıdaki
hükümlerin tatbiki maksadıyla öngörülen süre altı ayı geçemez ve kararda
hükmolunan tedbirlere aykırı davranılması halinde tutuklanacağı ve
hürriyeti cezaya hükmedileceği hususu kusurlu eşe ihtar olunur. |
|
Hakim bu
konuda mağdurların yaşam düzeylerini gözönünde bulundurarak tedbir
nafakasına hükmeder. |
|
Birinci
fıkra hükmüne göre yapılan başvurular harca tabi değildir. |
|
Madde 2 -
Koruma kararının bir örneği mahkemece Cumhuriyet Başsavcılığına
tevdi olunur. Cumhuriyet Başsavcılığı koruma kararının uygulanmasını
zabıta marifetiyle izler. |
|
Koruma
kararına uyulmaması halinde zabıta, mağdurların şikayet dilekçesi
vermesine gerek kalmadan re'sen soruşturma yaparak evrakı en kısa
zamanda Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirir. |
|
Cumhuriyet
başsavcılığı koruma kararına uymayan eş hakkında Sulh Ceza Mahkemesinde
kamu davası açar. Bu davanın duruşması yer ve zaman kaybına
bakılmaksızın 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu
hükümlerine göre yapılır. |
|
Fiili başka
bir suç oluştursa bile, koruma kararına aykırı davranan eşe ayrıca üç
aydan altı aya kadar hapis cezası hükmolunur. |
|
Madde 3 -
Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. |
|
Madde 4 -
Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. |
|
Polisteki
Haklarınız |
|
Kanunlar
çerçevesinde, aşağıdaki belirtilen haklarınız bulunmaktadır. |
|
1)İsnat
edilen suç hakkında açıklamada bulunmama, yani susma hakkına sahipsiniz. |
|
2)Yakalandığınızı
ve/veya göz altına alındığınızı yakınlarınıza haber verme hakkına
sahipsiniz. Soruşturma konusunun açığa çıkması bakımından kesin bir
mahsur doğurmayacaksa haber vereceğiniz yakınınıza veya
Büyükelçiliğinize/ Konsolosluğunuza durum derhal bildirilecektir. |
|
3)Aleyhinize
var olan şüpheleri ortadan kaldırmak için lehinize olan hususları öne
sürebilirsiniz. |
|
4)Avukatı
tayin hakkınız vardır. Avukatı tayin edebilecek durumunuz yoksa, baro
tarafından tayin edilecek bir avukatın hukuki yardımından
yararlanabilirsiniz. Avukat ile görüşme ve konuşma hakkınız vardır.
Avukatınız, ifade alma esnasında hazır bulunabilir. (DGM kapsamındaki
bir suçtan gözaltına alınmış iseniz ancak, tutuklandığınızda veya
gözaltı süreniz hakim tarafından uzatıldığında avukatınızla
görüşebilirsiniz.) |
|
5)Yakalamaya
ve gözaltı süresinin uzatılmasına karşı hakime itiraz hakkınız vardır. |
|
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun |
|
Kanun No :
4077 |
|
Kabul Tarihi
: 23.12.1995 |
|
BİRİNCİ
KISIM |
|
Amaç,Kapsam,Tanımlar |
|
Amaç |
|
MADDE 1. Bu
Kanunun amacı,ekonominin gereklerine ve kamu yararına uygun olarak
tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını
koruyucu,aydınlatıcı,eğitici,zararlarını tazmin edici,çevresel
tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin
kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki
politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye
ilişkin hususları düzenlemektir. |
|
Kapsam |
|
MADDE 2. Bu
Kanun,1 inci maddede belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında
tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü hukuki işlemi
kapsar. |
|
Tanımlar |
|
MADDE 3. Bu
Kanunun uygulanmasında; |
|
a)Bakanlık: Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nı |
|
b)Bakan:Sanayi
ve Ticaret Bakanını |
|
c)Mal:Ticaret
konusu eşyayı |
|
d)Hizmet:Bir
ücret veya menfaat karşılığında yapılan bedeni ve/ veya fikri
faaliyetleri, |
|
e)Standart:Türk Standardını, |
|
f)Tüketici:Bir mal veya hizmeti özel amaçlarla satın alarak nihai
olarak kullanan veya tüketen gerçek veya tüzel kişiyi, |
|
g)Satıcı:Kamu
kurum ve kuruluşları da dahil olmak üzere tüketiciye mal ve hizmet sunan
gerçek veya tüzel kişileri, |
|
h)İmalatçı–Üretici:Kamu kurum ve kuruluşları da dahil olmak üzere
tüketiciye sunulmuş olan mal veya hizmetleri ya da bu mal veya
hizmetlerin hammaddelerini yahut ara mallarını üretenleri, |
|
i)Tüketici Örgütleri:Tüketicinin korunması amacıyla kurulan
dernek,vakıf ve tüketim kooperatiflerini,İfade eder. |
|
İKİNCİ KISIM |
|
Tüketicinin Korunması ve Aydınlatılması |
|
Ayıplı Mal ve Hizmetler |
|
MADDE 4.
Ambalajında,etiketinde,tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya
satıcı tarafından vaadedilen veya standardında tespit edilen nitelik
ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı
bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan
veya ortadan kaldıran maddi,hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal
veya hizmetler,ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir. |
|
Satın alınan
malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde; tüketici,malı teslim aldığı
tarihten itibaren 15 gün içerisinde bu malları satıcı firmaya geri
vererek değiştirilmesini veya ödediği bedelin iadesini veya ayıbın neden
olduğu değer kaybının bedelden indirimini ya da ücretsiz olarak tamirini
talep edebilir.Tüketici,bu taleplerden herhangi birisini tercihte
serbesttir.Satıcı,tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle
yükümlüdür.Ayıplı maldan ve / veya ayıplı malın neden olduğu her türlü
zarardan dolayı tüketiciye karşı satıcı,bayi,acenta,imalatçı-üretici ve
ithalatçı,müştereken ve müteselsilen sorumludur.Satılan malın ayıplı
olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz. |
|
Satılan
malın ayıbı gizli nitelikte ise veya ayıp tüketiciden hile ile
gizlenmişse,satıcı 15 gün içerisinde kendisine başvurulmadığını ileri
sürerek sorumluluktan kurtulamaz. |
|
Satıcı daha
uzun bir süre için garanti vermemiş ise,ayıplı maldan ve ayıplı malın
neden olduğu her türlü zararlardan dolayı açılacak davalar,ayıp daha
sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslim tarihinden
itibaren 2 yıllık zaman aşımına tabidir.Ancak satıcı,satılan malın
ayıbını tüketiciden hile ile gizlemiş ise,2 yıllık zamanaşımı süresinden
yararlanamaz. |
|
Ayıplı
hizmetler hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır.Ayıplı hizmetin
yeniden görülmesi imkansızlaşmışsa veya amaca aykırı sonuçlar doğuracak
nitelikte ise,bedel iadesinde tüketicinin ayıplı hizmetten sağladığı
fayda kadar indirim yapılır. |
|
Ayıplı
olduğu bilinerek satın alınan mal ve hizmetler hakkında yukarıdaki
hükümler uygulanmaz. |
|
Satışa
sunulacak kullanılmış,tamir edilmiş veya ayıplı mal üzerine veya
ambalajına,imalatçı veya satıcı tarafından alıcının kolaylıkla
okuyabileceği şekilde “Özürlüdür” ibaresini içeren bir etiket konulması
zorunludur.Bu durum,tüketiciye verilen fatura,fiş veya satış belgesi
üzerinde de gösterilir. |
|
Yalnızca
ayıplı mal satan veya işyerinin bir kat ya da reyon gibi bir bölümünü
sürekli olarak ayıplı mal satışına tahsis etmiş olan satıcılara
yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz. |
|
Madde 4 ile ilgili Mahkeme Kararları |
|
Satıştan Kaçınma |
|
MADDE 5.
Üzerinde “numunedir” veya “satılık değildir” ibaresi bulunmayan bir
malın;ticari bir kuruluşun vitrininde,rafında veya açıkça görülebilir
herhangi bir yerinde teşhir edilmesi,onun stokta bulunduğu anlamına
gelir.Satıcı teşhir ettiği malların satışından kaçınamaz.Satılmadığı
halde satılmış gibi gösteremez. |
|
Hizmetlerin
satışından da haklı bir sebep olmaksızın kaçılınılamaz. |
|
Satıcı, bir
mal veya hizmetin satışını,o mal veya hizmetin kendi tarafından
belirlenen miktar,sayı,ebat veya süresi kadar satın alınması ya da başka
bir malın veya hizmetin satın alınması koşuluna bağlı kılamaz. |
|
Malın ya da
hizmetin belli miktar,sayı,ebat ya da süre koşuluyla satılması,
teamül,ticari örf veya adetten ise üçüncü fıkra hükmü uygulanmaz. |
|
Taksitli Satışlar |
|
MADDE 6-
Taksitli satışlarda; tüketici,borçlandığı toplam miktarı önceden ödeme
hakkına sahiptir.Tüketici aynı zamanda ,bir taksit ödemesinde
bulunabilir.Her iki durumda da satıcı,ödenen miktara göre gerekli faiz
indirimin yapmakla yükümlüdür. |
|
Satıcı,
taksitlerden birinin veya birkaçının ödenmemesi halinde kalan borcun
tümünün ifasını talep etme hakkını saklı tutmuşsa,bu hak; ancak
satıcının bütün edimlerini ifa etmiş olması durumunda ve tüketicinin ifa
edilmemiş bir ediminin üzerinden en az dört hafta geçmiş olması ve
satıcının en az bir haftalık süre vererek muacceliyet uyarısında
bulunması koşullarıyla kullanılabilir.Taraflarca belirlenen ve
tüketiciye yazılı olarak bildirilen mal veya hizmetin toplam satış
fiyatı hiçbir şekilde arttırılamaz. |
|
Taksitli
satışlarda satıcı,aşağıdaki bilgileri yazılı olarak bildirmek ve
taraflar arasında aktedilen sözleşmenin bir nüshasını tüketiciye vermek
zorundadır. |
|
a)Mal
ve hizmetlerin peşin satış fiyatı, |
|
b)Vadeye
göre faiz ile birlikte ödenecek toplam satış fiyatı, |
|
c)Faiz
miktarı,faizin hesaplandığı yıllık oran ve gecikme faizi oranı, |
|
d)Ön
ödeme tutarı, |
|
e)Ödeme
planı. |
|
(Madde 6 ile
ilgili Mahkeme Kararları) |
|
Kampanyalı Satışlar |
|
MADDE 7.
Gazete,radyo,televizyon ilanı vesair yollarla halka duyurularak
düzenlenen kampanyalara iştirakçi kabul etmek suretiyle ve malın veya
hizmetin bilahare teslim edilmesi veya yerine getirilmesi vaadiyle
yapılan satışlarda,ilan ve taahhüt edilen mal ve hizmetlerin
teslimatının zamanında yapılmaması, fiyat, nitelik ve miktarında
anlaşmalara aykırı davranılması durumunda, satıcı, bayi, acenta,
temsilci, imalatçı-üretici ve ithalatçı müştereken ve müteselsilen
sorumludur. |
|
Kampanyalı
satış olarak nitelendirilemeyen ancak,malın veya hizmetin bilahare
teslim veya yerine getirilmesi koşuluyla yapılan her türlü satışlar da
birinci fıkra hükmüne tabidir. |
|
Kampanyalı
satışlarda satıcı,6 ıncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen bilgilere
ek olarak,”kampanya bitiş tarihi” ve “malın ya da hizmetin teslim veya
yerine getirilme tarih ve şekli”ne ilişkin bilgileri de yazılı olarak
vermekle yükümlüdür. |
|
Taksitle
yapılan kampanyalı satışlarda,6 ıncı maddenin birinci ve ikinci fıkra
hükümleri de uygulanır. |
|
Kapıdan Satışlar |
|
MADDE 8.
Kapıdan satışlar; işyeri,fuar,panayır gibi satış mekanları
dışında,önceden mutabakat olmaksızın yapılan değeri 1.000 000* Türk
Lirasını aşan,tecrübe ve muayene koşullu satışlardır. |
|
Bu tür
satışlarda; tüketici,yedi günlük tecrübe ve muayene sonuna kadar
malı,kabul veya hiçbir gerekçe göstermeden reddetmekte serbesttir.Satıcı
almış olduğu bedeli,kıymetli evrakı ve tüketiciyi bu hukuki işlemden
dolayı borç altına sokan her türlü belgeyi,cayma bildiriminin kendisine
iadeli taahhütlü mektup ya da noter aracılığı ile ulaşması veya bizzat
teslim edilmesi tarihinden itibaren 10 gün içerisinde tüketiciye iade
etmekle ve 20 gün içerisinde de malı geri almakla yükümlüdür. |
|
Tüketici,malı kendisine teslim anındaki durumu ile geri vermekle ve
kullanım söz konusu ise,kullanma dolayısıyla malın ticari değerindeki
kaybı tazminle yükümlüdür.Malın tüketicinin zilyedinde bulunması, başlı
başına bir değer azalmasını ifade etmez. |
|
Mal veya
hizmetin iadesi imkansızlaşmış veya iade amaca aykırı halı gelmişse
tüketici, bu mal veya hizmetten sağladığı fayda kadar bir bedeli
satıcıya ödemekle yükümlüdür. |
|
Satıcının
mal veya hizmeti işyeri dışında satışa sunması,teamül,ticari örf veya
adetten ise, bu madde uygulanmaz. |
|
Taksitle
yapılan kapıdan satışlarda,ayrıca 6 ıncı madde hükümleri de
uygulanır.Birinci fıkrada belirtilen 1.000 000 liralık değer, her yılın
Ekim ayı sonunda Devlet İstatistik Enstitüsü’nün Toptan Eşya Fiyatları
Endeksinde meydana gelen ortalama fiyat artışı oranında artar.Bu
durum,Bakanlıkça her yıl Aralık ayı içinde Resmi Gazetede ilan edilir. |
|
Kapıdan
satışlarla ilgili parasal değer, 1998 yılı için 6.000 000 TL,1999 yılı
için 10.000 000 TL ve 2000 yılı için 15.210.000 TL’ya çıkarılmıştır. |
|
Kapıdan Satışlarda Satıcının Yükümlülüğü |
|
MADDE 9.
Kapıdan satışlarda satıcı,hazırladığı sözleşme,fatura veya tessellüm
makbuzu ile birlikte en az 12 punto siyah koyu harflerle yazılmış
“Tüketicinin hiçbir hukuki ve cezai sorumluluk üstlenmeksizin ve hiçbir
gerekçe göstermeksizin yedi gün içerisinde malı, evrakın ve tüketiciyi
bu hukuki işlemden dolayı borç altına sokan her türlü belgenin satıcı
tarafından iade edileceğini bildiren bir belgeyi; sahip olduğu hakların
kendisine teslim edilip satıcının açık adresinin bildirilmiş olduğunu
beyan eden ve tüketici tarafından da imzalanmış olan bir tutanak
karşılığında tüketiciye vermekle yükümlüdür. |
|
Satıcı,
tüketiciden almış olduğu imzalı belgeyi bir uyuşmazlık halinde mahkemeye
ibraz etmekle yükümlüdür.Satıcının bu belgeyi ibraz edememesi ya da
ibraz etmemesi halinde, satıcının bu belgede belirtilmiş olan borçlarını
yerine getirmemiş olduğu kabul edilir. |
|
Tüketici Kredisi |
|
MADDE 10.
Tüketicilerin banka veya benzeri finans kurumlarına bir mal veya hizmeti
satın almak amacıyla tüketici kredisi almak için başvurmaları durumunda
banka veya finansman kuruluşları ile tüketiciler arasında yazılı bir
sözleşmenin yapılması ve bu sözleşmenin bir nüshasının da tüketiciye
verilmesi zorunludur. Taraflar arasında aktedilen sözleşmede öngörülen
kredi şartları,sözleşme süresi içerisinde tüketici aleyhine
değiştirilemez. |
|
Sözleşmede; |
|
a)Faizin
uygulandığı yıllık oran, |
|
b)Ödeme
tarihleri,anapara,faiz,fon ve diğer masrafların ayrı ayrı belirtildiği
ödeme planı, |
|
c)Tüketici
kredisi tutarı, |
|
d)Faiz
ve diğer unsurlarla birlikte toplam borç tutarı, |
|
e)İstenecek
teminatlar, |
|
f)Gecikme
faizi oranı, |
|
g)Borçlunun
temerrüde düşmesinin hukuki sonuçları, |
|
h)Kredinin
vadesinden önce kapatılmasına ilişkin şartlar,aranır. |
|
Tüketici,banka veya finans kurumlarına borçlandığı toplam miktarı
önceden ödeyebileceği gbi aynı zamanda vadesi gelmemiş bir ya da birden
çok taksit ödemesinde de bulunabilir.Her iki durumda da banka veya
finans kurumları,ödenen miktara göre gerekli faiz,komisyon indirimini
yapmakla yükümlüdürler. |
|
Banka veya
finans kurumlarının,tüketici kredisini,belirli bir mal veya hizmetin
satın alınması ya da belirli bir satıcı ile yapılacak hukuki işlem
koşulu ile vermeleri durumunda bunlar,satılan malın ayıbından ötürü
tüketiciye karşı satıcı ile müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar. |
|
Süreli Yayınlar |
|
MADDE 11.
Süreli yayınlara abone olan tüketiciler,abonelik sözleşmesinde yer alan
fiyat ve niteliğe ilişkin koşullara aykırı davranılması hallerinde,abone
işlemlerini yapan sorumlu kişiye ya da yayın kurumuna isteklerini yazılı
olarak bildirmek kaydıyla aboneliklerine tek taraflı son vrebilirler.Yayıncı,abone
ücretinin geri kalan kısmını hiçbir kesinti yapmaksızın 15 gün içinde
iade etmekle yükümlüdür. |
|
Tüketicinin
aboneliğe son verme isteği;yazılı bildirimin satıcıya ulaştığı tarihten
itibaren günlük yayınlarda 15 gün, haftalık yayınlarda 1 ay,aylık
yayınlarda 3 ay sonra yürürlüğe girer.Daha uzun süreli yayınlarda ise,
bildirimden sonraki ilk yayını müteakiben yürürlüğe konulur. |
|
( 15.01.1997
tarih ve 4226 sayılı Kanunla ek) Süreli yayın kuruluşlarınca düzenlenen
ve her ne amaç ve şekilde olursa olsun,bilet,kupon,iştirak
numarası,çekiliş ve benzeri yollarla süreli yayın dışında ikinci bir
ürün verilmesinin taahhüt edildiği kampanyalarda; kitap,dergi,
ansiklopedi, afiş,bayrak,poster,sözlü veya görüntülü manyetik bant veya
optik disk gibi süreli yayıncılık amaçlarına aykırı olmayan kültürel
ürünler dışında hiçbir mal ya da hizmetin taahhüdü ve dağıtımı
yapılamaz.Her halükarda bu mal veya hizmetin piyasa değeri,tüketicinin
ilgili kampanya süresince süreli yayını satın almak için ödediği toplam
bedelin % 50’sini aşamaz ve bu şekilde kampanyaların süresi 60 günü
geçemez.Kampanya konusu mal veya hizmet bedelinin bir bölümünün tüketici
tarafından karşılanması,bu mal veya hizmetin ikinci ürün sayılmasına
engel değildir. |
|
(15.01.1997
tarih ve 4226 sayılı Kanunla eklenen 1.madde.) Kampanya süresince,süreli
yayının satış fiyatı,ikinci ürün olarak verilmesi taahhüt edilen mal
veya hizmetin yol açtığı maliyet artışı nedeniyle arttırılamaz.Kampanya
konusu mal veya hizmet taahhüdü ve dağıtımı bölünerek yapılamayacağı
gibi,bu mal veya hizmetin ayrılmaz ya da tamamlayıcı parçaları da ayrı
bir kampanya konusu haline getirilemez.Bu Kanunun uygulanmasında, ikinci
ürün olarak verilmesi taahhüt edilen her bir mal veya hizmete ilişkin
işlemler bağımsız bir kampanya olarak kabul edilir. |
|
Etiket |
|
MADDE 12.
Ticaret konusu olan ve perakende satışa arz edilen malların veya
ambalajlarının yahut kaplarının üzerine kolaylıkla
görülebilir,okunabilir şekilde o malın menşei,cinsi ve fiyatı hakkında
bilgileri içeren etiket konulması,etiket konulması mümkün olmayan
hallerde aynı bilgileri kapsayan listelerin görülebilecek şekilde uygun
yerlere asılması zorunludur. |
|
Hizmetlerin
tarife ve fiyatlarını gösteren listeler de birinci fıkraya göre
düzenlenerek asılır. |
|
Bakanlık,etiket ve tarife listelerinin şeklini,içeriğini,usul ve
esaslarını bir yönetmelikle düzenler. |
|
Belediyeler,bu madde hükümlerinin uygulanması ve izlenmesine ilişkin
işleri yürütmekle görevlidirler. |
|
Garanti Belgesi |
|
MADDE 13.
İthalatçı veya imalatçı firmalar ithal ettikleri veya ürettikleri sanayi
malları için garanti belgesi düzenlemek zorundadırlar.Garanti belgesinin
tekemmül ettirilerek tüketiciye verilmesi sorumluluğu,tüketicinin malı
satın aldığı satıcı,bayi,acenta ya da temsilciliklere aittir.Garanti
süresi,malın teslimi tarihinden itibaren başlar ve asgari bir
yıldır.Garanti belgeleri,satın alınan mala ilişkin faturanın tarih ve
sayısı ile bandrol ve seri numarasını içermek zorundadır. |
|
Satıcı
garanti belgesi kapsamındaki malların garanti süresi içerisinde,gerek
malzeme ve işçilik,gerekse montaj hatalarından dolayı arızalanması
halinde malı işçilik masrafı,değiştirilen parça bedeli ya da başka
herhangi bir ad altında hiçbir ücret talep etmeksizin tamir ile
yükümlüdür. |
|
Garanti
süresi içerisinde sık sık arızalanması sonucu maldan yararlanamamanın
süreklilik arzetmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması
hallerinde,tüketici,malın ücretsiz olarak yenisi ile değiştirilmesini
satıcıdan talep edebilir.Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu
talebine karşı satıcı,bayi,acenta,imalatçı-üretici ve ithalatçı
müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. |
|
Tüketicinin
malı kullanım kılavuzunda yeralan hususlara aykırı kullanmasından
kaynaklanan arızalar,iki ve üçüncü fıkra hükümleri kapsamı dışındadır. |
|
Bakanlık,hangi sanayi mallarının garanti belgesi ile satılmak zorunda
bulunduğunu ve bu malların arızalarının tamiri için gereken azami
süreleri Türk Standartları Enstitüsü ile birlikte müştereken tespit ve
ilanla görevlidir. |
|
Tanıtma ve Kullanma Kılavuzu |
|
MADDE 14.
Sanayi mallarından ithal edilmiş olanların,bakım,onarım ve
kullanılmasına ait tanıtma ve kullanım kılavuzlarının aslına uygun
Türkçe tercümeleriyle,yurt içinde üretilenlerin bakım,onarım ve
kullanılmasını gösterir Türkçe tanıtım ve kullanım kılavuzlarıyla
birlikte satılması zorunludur. |
|
Bakanlık,sanayi mallarından hangilerinin tanıtma ve kullanma kılavuzu
ile satılmak zorunda bulunduğunu Türk Standartları Enstitüsü ile
birlikte tespit ve ilanla görevlidir. |
|
Servis Hizmetleri |
|
MADDE 15.
İthalatçı veya imalatçılar sattıkları sanayi malları için o malın
Bakanlıkça tespit ve ilan edilen kullanım ömrü süresince,bakım,onarım ve
servis hizmetlerini yürütecek istasyonları kurmak ve yeterli teknisyen
kadrosu ile yedek parça stoku bulundurmak zorundadırlar. |
|
Bakanlık,hangi mallar için servis istasyonları kurulmasının zorunlu
olduğu ile servis istasyonlarının kuruluş ve işleyişine dair usul ve
esasları Türk Standartları Enstitüsü ile müştereken tespit ve ilanla
görevlidir. |
|
Ticari Reklamlar ve İlanlar |
|
MADDE 16.
Ticari reklam ve ilanların yaslara ve genel ahlaka uygun,dürüst ve doğru
olmaları esastır. |
|
Tüketiciyi
aldatıcı,yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlığını istismar
edici,tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü,şiddet
hareketlerini ve suç işlemeyi özendirici,kamu sağlığını
bozucu,hastaları,yaşlıları,çocukları ve özürlüleri istismar edici reklam
ve ilanlar yapılamaz. |
|
Reklam Kurulu |
|
MADDE 17.
Ticari reklam ve ilanlarda uyulması gereken ilkeleri belirlemek,bu
ilkeler çerçevesinde ticari reklam ve ilanları incelemek ve inceleme
sonucuna göre 16.madde hükümlerine aykırı hareket edenleri
cezalandırmak,sözkonusu reklam ve ilanları durdurmak ve/veya aynı
yöntemle düzeltmek hususlarında Bakanlığa öneride bulunmakla görevli bir
“Reklam Kurulu” kurulmuştur. |
|
Reklam
Kurulu,ticari reklam ve ilanlarda uyulması gereken ilkeleri
belirlemede;ülke koşullarının yanısıra,reklamcılık alanında evrensel
kabul görmüş tanım ve kuralları da dikkate alır. |
|
Başkanlığı,Bakanın görevlendireceği ilgili Genel Müdür tarafından
yürütülen Reklam Kurulu; |
|
a)Bakanlıkça,yükseköğrenim
görmüş ve iktisat,maliye,hukuk ve işletmecilik dallarından birinde veya
birkaçında en az 10 yıllık tecrübesi bulunan kişiler arasından
görevlendirilecek bir üye, |
|
b)Adalet
Bakanlığınca,bu Bakanlıkta idari görevlerde çalışan hakimler arasından
görevlendirilecek bir üye, |
|
c)Türkiye
Radyo-Televizyon Kurumu’nca görevlendirilecek bir üye, |
|
d)Yükseköğretim
Kurulunun reklamcılık alanında uzman üniversite elemanları arasından
seçeceği bir üye, |
|
e)Türk
Tabipler Birliği Merkez Konseyi’nin görevlendireceği bir üye, |
|
f)Türkiye
Barolar Birliği’nin görevlendireceği bir üye, |
|
g)Türkiye
Odalar ve Borsalar Birliği’nin görevlendireceği bir üye, |
|
h)Ankara,İstanbul
ve İzmir Gazeteciler Cemiyetlerinin kendi aralarında seçeceği bir üye, |
|
i)Reklamcılar
derneklerinin veya varsa üst kuruluşlarının seçeceği bir üye |
|
j)Tüketici
Konseyinin Konseye katılan tüketici örgütü temsilcileri arasından
seçeceği bir üye, |
|
k)Türkiye
Ziraat Odaları Birliğinin görevlendireceği bir üye, |
|
l)Türkiye
Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu’nun görevlendireceği bir üye, |
|
m)Türk
Standartları Enstitüsü’nden bir üye, |
|
n)Diyanet
İşleri Başkanlığı’ndan bir üye, |
|
o)Mühendis
Odaları Birliği’nden bir üye, |
|
p)İşçi
Konfederasyonlarından iki üye, |
|
Olmak üzere
onyedi üyeden oluşur. |
|
Kurul
üyelerinin görev süreleri üç yıldır.Süresi bitenler yeniden
görevlendirilebilir veya seçilebilir.Üyelikler,herhangi bir sebeple
boşaldığı takdirde,boşalan yerlere üçüncü fıkra esasları dahilinde bir
ay içerisinde görevlendirme veya seçim yapılır. |
|
Kurul,en az
ayda bir defa veya ihtiyaç duyulduğu her zaman Başkanın çağrısı üzerine
toplanır. |
|
Kurul,Başkan
dahil en az dokuz üyenin hazır bulunması ile toplanır ve bu toplantıya
katılanların çoğunluğu ile karar verir. |
|
Kurul,gerekli görülen hallerde sürekli veya geçici olarak görev yapmak
üzere özel ihtisas komisyonları kurabilir.Kurulun bu komisyonlarda görev
yapmasını uygun göreceği kamu personeli,ilgili kamu kuruluşlarınca
görevlendirilir. |
|
Kurul
üyeleri ile özel ihtisas komisyonu üyelerinden kamu görevlisi olanlara
verilecek huzur hakkı ile kamu görevlisi olmayan kurul üyelerine
ödenecek huzur ücreti Bakanlıkça belirlenir. |
|
Kurulun
sekreterya hizmetleri Bakanlık tarafından yerine getirilir. |
|
Reklam
Kurulunun görevleri,kuruluş,çalışma usul ve esasları ile sekreterya
hizmetlerinin ne suretle yerine getirileceği Bakanlık tarafından
çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir. |
|
Zararlı ve Tehlikeli Mal ve Hizmetler |
|
MADDE 18.
Tüketicinin kullanımına sunulan mal ve hizmetlerin kişi ve çevre
sağlığına zararlı veya tehlikeli olabilmesi durumunda,bu malların
emniyetle kullanılabilmesi için üzerine veya ekli kullanım
kılavuzlarına,bu durumla ilgili açıklayıcı bilgi ve uyarılar,açıkça
görülebilecek ve okunacak şekilde konulur veya yazılır.Bakanlık,hangi
mal veya hizmetlerin açıklayıcı bilgi ve uyarıları taşıması gerektiğini
ve bu bilgi ve uyarıların şeklini ve yerini Türk Standartları Enstitüsü
ile birlikte tespit ve ilanla görevlidir. |
|
Kalite Denetimi |
|
MADDE 19.
Bakanlık,tüketicinin can ve mal güvenliği ile fizik ve çevre sağlığına
ve konularda bilgilendirilmesine ilişkin,standardına göre veya standardı
yoksa standarda esas teşkil etmek üzere belirlenecek özelliklere göre
yapılacak kalite denetimi ile mal,hizmet ve tesislerin belgelendirilmesi
hakkındaki usul ve esasları,Türk Standartları Enstitüsünün görüşünü
alarak tespit ve ilanla görevlidir. |
|
Ancak 2634
sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca Turizm Bakanlığından belgeli ve
belgelendirilecek tesisler bu uygulamadan muaftır. |
|
Tüketicinin Eğitilmesi |
|
MADDE 20.
Tüketicinin eğitilmesi konusunda her derecedeki okulların ders
programlarına Milli Eğitim Bakanlığınca gerekli ilaveler yapılır. |
|
Tüketicinin
eğitilmesi ve aydınlatılması için kitap,mecmua ve broşür çıkarılması ve
tüketicinin bilinçlendirilmesi için radyo ve televizyonlarda programlar
düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar,Tüketici Konseyinin önerisi ile
Bakanlıkça tespit ve ilan olunur. |
|
Polis
Hakları ve Davranış Kuralları Hakkında Uluslararası Belgeler |
|
Avrupa
Konseyi Parlamenterler Meclisinin Polis Hakkındaki Bildiriye İlişkin
690(1979) Sayılı Kararı |
|
Parlamento, |
|
1)Avrupa
insan haklan sözleşmesi ve diğer ulusal ve uluslararası belgelerle,
güvenceye alınmış olan insan haklan ve temel özgürlüklerin Tam anlamıyla
kullanılabilmesinin, kamu düzeni ve kamu güvenliğinden yararlanan huzur
içinde bir toplumun varlığını zorunlu kıldığını dikkate alarak; |
|
2)Bu
bakımdan, bütün Üye Devletlerde polisin temel bir rol oynadığını,son
derece tehlikeli koşullar içinde müdahale etmek İçin onların sık sık
çağrıldıklarını, uygulayacakları davranış kurallarının yeterli açıklıkla
belirtilmemiş olmasının, görevlerini daha da karmaşık bir hale
getirdiğini, dikkate alarak; |
|
3)Görevleri
sırasında insan haklarını çiğneme suçu işlemiş polisler ile
kullandıkları insanlık dışı yöntemler yüzünden birlikleri lağvedilmiş
polislerin, polis olarak kullanılmamalarını temenni ederek; |
|
4)Polise,
insan hakları ve temel özgürlüklere ilişkin görevlerini nasıl yapması
gerektiği kuralları anlatılırsa, insan haklan ve temel Özgürlüklerin
korunması ile ilgili Avrupa sisteminin güçleneceğini düşünerek; |
|
5)Polislerin,
içinde görev yaptıkları toplumun maddi ve manevi aktif desteğinden
yararlanmalarını temenni ederek; |
|
6)Polislerin,
Devletin diğer görevlilerinkine benzer, bir statü ve haklardan
yararlanmaları gereğine, inanarak; |
|
7)Savaş
halinde ve diğer olağan üstü durumlarda ve yabancı bir gücün işgali
ihtimalinde, polislerin davranışlarını yönlendirecek direktifler
belirlemenin, arzu edileceğini dikkate alarak; |
|
8)Aşağıdaki,
Polis Hakkındaki Bildiriyi, bu kararın tamamlayıcı bölümü olarak kabul
eder. |
|
9)Ulusal
parlamentolar ve halkla ilişkilerle görevli komisyondan, hukuki sorunlar
komisyonundan ve Avrupa Konseyi Genel Sekreterinden, bu bildiriyi azami
ölçüde duyurmalarını, beklediğini beyan eder. |
|
Ek Polis Hakkında Bildiri |
|
A. Görevle ilgili mesleki kurallar (Deontologie) |
|
1)Her
polis, kanunla kendisine verilmiş görevleri, vatandaşlarını ve toplumu,
şiddet, mülke zarar verme ve kanunla tanımlanmış diğer haksızlıklara
karşı koruyarak, yerine getirmekle yükümlüdür. |
|
2)Her
polis, birlik İçinde, tarafsız ve onurlu bir şekilde davranmak
zorundadır. Özellikle her türlü rüşvet olayından kaçınmak ve tam bir
kararlılık içinde ona karşı çıkmak zorundadır. |
|
3)Yargılamadan
adam öldürmek, işkence ve diğer İnsanlık dışı veya alçaltıcı ceza veya
muameleye tabi tutmak, durum ve şartlar ne olursa olsun, yasaktır. Her
polis, bu eylemleri içeren emir veya direktifleri uygulamamakla
yükümlüdür. |
|
4)Bir
polis, hiyerarşik üstü tarafından, nizami olarak verilmiş meşru
emirleri, yerine getirmekle yükümlüdür; bununla birlikte yasaya aykırı
olduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği herhangi bir emri yerine
getirmekten kaçınacaktır. |
|
5)Kanunların
çiğnenmesine karşı koyma, her polisin görevlidir. Eğer bu eylemler,
hemen ağır veya tamiri mümkün olmayacak zararlara yol açma niteliğinde
ise. bu takdirde polis, vakit geçirmeden, kendi imkanları ölçüsünde,
bunları önlemeye çalışacaktır. |
|
6)Eğer,
hemen ağır veya tamiri kabil olmayacak bir zarar tehlikesi söz konusu
değilse, polis, üstlerine haber vererek, bu şiddet hareketlerini veya
bunların tekrarını önlemeye çalışacaktır. |
|
7)Yasa
dışı bir emri yerine getirmeyi reddeden bir polise hiç bir ceza veya
disiplin cezası verilemez. |
|
8)Yasa
dışı bir eylemde bulunduğu şüphesi olmadan, sırf ırkı veya dini veya
siyasi inançları nedeniyle, aranan, tutuklu olan veya yargılanan
kişilerin, aranmasına, yakalanmasına, göz altında tutulmasına veya
nakline katılmayı reddetmek, polisin görevlerindedir. |
|
9)Her
polis, kendi eylemlerinden ve yasa dışı olarak verdiği eylem ve ihmal
emirlerinden, kişisel olarak sorumludur. |
|
10)Hiyerarşik
düzen, açıkça belirtilmelidir. Bir polisin eylem ve ihmalinden sorumlu
olan üste ulaşmak, her zaman, mümkün olmalıdır. |
|
11)Polisin
faaliyetleri sonucu ortaya çıkan zararlara karşı, yasal baş vuru yollan,
mevzuatla güvence altına alınmalıdır. |
|
12)Polis,
görevlerini yaptığı sırada, kararlılıkla ve kanunla zorunlu kılınmış
veya müsaade edilmiş bir görevi yerine getirmek için makul olandan fazla
bir kuvvet kullanmadan, hareket; etmek zorundadır. |
|
13)Polislere,
silahlarını kullanacakları durumlar ve tarzlar hakkında, açık ve kesin
talimat vermek gerekir. |
|
14)Durumu
tıbbi bakımı gerektiren bir kimsenin muhafazası görevinde bulunan bir
polis, duru.ııu sağlık görevlilerine bildirir ve gerektiğinde, bu
kişinin hayatını ve sağlığını koruyucu önlemler alır. Kendisi,
doktorların ve yetkili diğer sağlık personelinin, söz konusu kişinin
tıbbi gözetim altında tutulması gereğini bildirmeleri halinde, buna
uymak zorundadır. |
|
15)Görevlerinin
gereği veya kanun hükümleri, başka türlü hareket edebileceğini
emretmemişse, bir polis, görevi dolayısıyla sahip olduğu gizli
nitelikteki bilgilerin gizliliğini korunak zorundadır. |
|
16)Bu
bildiri hükümlerine uyan her polis, içinde görev yaptığı toplumun maddi,
manevi aktif desteğine hak kazanır. |
|
B. Statü |
|
1)Polis
kuvvetleri, kanunla kurulmuş ve kanunların uygulanması ve düzenin
korunmasıyla görevli, bir kamu hizmeti teşkilatını oluşturur. |
|
2)Aranan
koşulları taşıyan her vatandaş polis olabilir. |
|
3)Polis
memurları , hizmete başlamadan ve hizmet sırasında derinliğine , genel
ve mesleki nitelikte , bir eğitime tabi tutulmak, ayrıca da, sosyal
sorunlar, kamu özgürlükleri, insan hakları ve özellikle de Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi, konularında uygun bir öğretimden geçmek
zorundadırlar. |
|
4)Polisin,
içinde görev yaptığı çevre, mesleki psikolojik ve maddi koşullan,
birliği, tarafsızlığı ve onuru koruyacak nitelikte olmalıdır. |
|
5)Polisler,
Adil bir Ücret hakkına sahiptirler, bu Ücretin tespitinde, tehlike ve
sorumlulukların önemi, çalışma saatlerinin düzensizliği gibi özel
faktörler, dikkate alınmalıdır. |
|
6)Polis
memurları, mesleki örgütler kurabilmeli, onlarla birleşebilmeli ve aktif
bir şekilde katılabilmelidir. Polis memurları, diğer örgütlerde de aktif
bir rol oynayabilmelidir. |
|
7)Temsile
yetkili olmak koşulu' ile, mesleki bir polis örgütü; |
|
*Polis
memurlarının mesleki statüsü ile İlgili görüşmelere katılabilmeli; |
|
*Polis
teşkilatının yönetimi konusunda görüş verebilmeli; |
|
*Bir polis
veya bir grup polis lehine, herhangi yargısal bir girişimde,
bulunabilmelidir. |
|
8)Bir
polisin mesleki bir kuruluşa girmesi veya onun faaliyetlerine katılması
olayı, kendisine zarar verici olarak değerlendirilmemelidir. |
|
9)Kendisine
karşı, ceza veya disiplin kovuşturması başlatılan bir polis memurunun,
dinlenmeğe ve bir avukat tarafından savunulmaya, hakkı vardır. Karar,
makul bir sürede alınmalıdır. Ayrıca, Üyesi olduğu mesleki örgütün
yardımını isteyebilmelidir. |
|
10)Hakkında
bir disiplin tedbiri veya cezai müeyyide uygulanan bir polis memurunun,
bağımsız ve tarafsız bir kuruluşa veya bir mahkemeye başvurma hakkı
vardır. |
|
11)Mahkemeler
önünde bir polis memuru, diğer vatandaşların haiz oldukları, aynı
haklardan yararlanır. |
|
C. Savaş
hali ve diğer olağanüstü durumlar Yabancı bir gücün işgalit1) |
|
1)Savaş
veya düşmanın İşgali durumunda polis, sivil halkın çıkarları
doğrultusunda, can ve mal güvenliğini koruma görevini yapmaya devam
edecektir. Bu bakımdan "muharipler" statüsüne tabi değildir. Bu itibarla
da, kendilerine, savaş esirlerine uygulanacak muamele ile ilgili, 12
ağustos 1949 tarihli Üçüncü Cenevre Sözleşmesi hükümleri, uygulanamaz. |
|
2)Savaş
sırasında sivil kişilerin korunmasına ilişkin 12 ağustos 1949 tarihli,
dördüncü Cenevre Sözleşmesi hükümleri, sivil polislere de uygulanır. |
|
3)İşgalci
güç, polislere, bu bölümün 1 İnci maddesinde belirlenenlerden başka
görevler yapmaları için emir veremez. |
|
4)İşgal
durumunda polisler : |
|
Direniş
hareketleri üyelerine karşı yapılan eylemlere; |
|
Halkı askeri
amaçlarla ve askeri tesislerde nöbetlerde kullanmak üzere alınan
önlemlerin uygulanmasına; katılamaz, yardımcı olamaz. |
|
5)Eğer
bir polis memuru, düşman işgali sırasında, işgalci güç tarafından,
yukarda sayılanlar gibi meşru olmayan ve sivil halkın çıkarlarına ters
düşen emirleri yerine getirmek için zorlandığı ve başka çıkar yol
bulamadığı gerekçesiyle, istifa etmiş ise, kendisi, teşkilatta kalsa idi
yararlanacağı bütün hak ve avantajlarından hiç bir şey kaybetmeden,
işgal biter bitmez, teşkilata yeniden alınır. |
|
6)İşgal
sırasında veya işgalin sonunda, yetkili olduğu kabul edilen bir makamdan
aldığı ve uygulanması polisin normal görevleri arasında olan bir emri,
iyi niyetle yerine getiren bir polis hakkında, hiç bir halde, cezai veya
İdari bir takibat yapılamaz. |
|
7)İşgal
kuvveti, İşgalden önce yetkili makamlar tarafından verilmiş emirleri
yerine getiren polisler hakkında, idari veya yargısal yaptırımlar
uygulayamaz. |
|
Avrupa
Konseyi Bakanlar Komitesinin, Polis Hakkındaki Bildiriye ilişkin, 690
Sayılı Karar üzerindeki Gözlemleri |
|
1)Bakanlar
Komitesi, Meclisin, polis hakkındaki Bildiriye ilişkin 653 sayılı
önerilerini ,yetkili muhtelif müdürler komitesin den aldığı görüşlerin
ışığında, incelemiştir. |
|
2)Bakanlar
Komitesi, Meclisin, insanın temel haklarının korunması ve kollanması
endişesini duyan demokratik bir toplumda, polisin en üst düzeyde mesleki
normlar uygulaması gerektiği hakkındaki, görüşünü paylaşır. |
|
Meclisin,
690 sayılı Karara ek "Polis Hakkındaki Bildiri metnini hazırlamak için
harcadığı çabayı takdirle karşılamakla birlikte, Bakanlar Komitesi, bu
metinle ilgili aşağıdaki gözlemleri saptamıştır. |
|
Bölüm : A. Görevle ilgili mesleki kurallar (Deontologie) |
|
3)1
numaralı dip notta, bu bildirinin, savaş ve diğer olağanüstü durumlarla
ilgili (C) bölümü hariç, diğerleriyle beraber askeri polise de
uygulanacağı belirtilmiştir. Bu durum, örneğin askeri polisin, silahlı
kuvvetlerde disiplini sağlamak ve sıkı yönetin) kanununu uygulamak için
göreve çağırıldığı zaman bir takım sorunların ortaya çıkmasına neden
olacaktır. Ayrıca, emirlere itaat ilkesinin silahlı kuvvetlerde,
polisten daha katı olmasından kaynaklanacak anlaşmazlıklar da ortaya
çıkabilecektir. |
|
4)"Polis
memuru" deyimi, Bildirinin, sadece memur statüsünde olan polislere
uygulanacağı izlenimini vermektedir. Oysa bu durum 1 numaralı dip notla
çelişir gibi görünmektedir. |
|
5)A.4
paragrafında görülen “gayri meşru-yasaya aykırı” (illegal) sözcüğü çok
geniş kapsamlıdır ve polisteki hiyerarşi ve disiplin ilkeleriyle çatışma
tehlikesini taşımaktadır, ayrıca da A.10 paragrafı dikkate alınınca,
gereksizliği ortaya çıkmaktadır. |
|
6)“Üst
makamlar”(paragraf A.6), “sorumlu” (paragraf A.9), “yasal güvence”
(paragraf A.11), “bir kimsenin muhafaza görevlisi” (paragraf A.14) gibi
Bildiride kullanılan bir kısım terimlerin açıklığa kavuşturulması
gerekmektedir. |
|
Bölüm : B. Statü |
|
7)Polis,
sadece, “düzenin korunmasından ve yasaların uygulanmasından" sorumlu
değildir. Bunu önleyici polisin görevleri ile, ihtiyacı olan kişilere
yardım görevlerini de eklemek gerekir. ; |
|
8)Hizmete
almada her türlü ayrıcalığı ortadan kaldırmak endişesi ile, B.2
paragrafına mesleğin zorunlu kıldığı koşutlar ve yasanın ön gördüğü
nitelikleri (örneğin fizik ve moral) taşıyan her vatandaş polis
olabilir, şeklinde bir açıklık getirmek gerekir. |
|
9)B.6
ve B.8 paragraflarıyla ilgili olarak, Avrupa sosyal (Charte) şartının 5
ve 6 ıncı maddelerine; Avrupa insan Hakları Sözleşmesinin 11 inci
maddesine ve sendika hakkının korunması ve özgürlüğü ile ilgili 87
numaralı Uluslararası Çalışma Sözleşmesi hükümlerine, yollanalar yapmak
uygun olacaktır. |
|
10)Özellikle
B.6 paragrafına bir açıklık getirmek gerekir. Zira bilindiği gibi, üye
Devletlerin bir kısmında, polislerin, görevleriyle ve tarafsız olma
yükümlülüğü ile bağdaşmadığı gerekçesiyle sendika kurma veya bir
sendikaya katılma hakları yoktur. (Bakınız A.2). Bu durumda, Avrupa
insan Hakları Sözleşmesinin 11 inci maddesinin 2 nci fıkrasına göre,
polislerin dernek kurma haklarına getirilebilecek kısıtlamalar belirtmek
gerekecektir. Bu açıklama “diğer örgütler” sözcüğünün siyasi partileri
de kapsaması halinde, çok daha zorunlu olmaktadır. Gerçekten de, üye
Devletlerden pek çoğu, polislerin siyasi partilere aktif olarak
katılmalarını, sendikalar için ileri sürülen nedenlerle, hoş
karşılamamaktadırlar. |
|
11)B.7
paragrafındaki mesleki polis örgütlerine danışılma zorunluluğu açıklığa
kavuşturulmalıdır. Örneğin polis birimlerinin (karakollar gibi) günlük
yönetiminde söz konusu olacakmıdır. |
|
12)Ceza
muhakemeleri usulü söz konusu olduğunda, Avrupa insan Hakları
Sözleşmesinin 6 ncı maddesinin 1 nci fıkrası, mesleki bir kurutuşun
yardımına baş vurma hakkı hariç, B.9 ve 10 paragraflardakine benzeyen,
güvenceler ön görmüştür. Sözleşme organlarının devamlı bir içtihadına
göre, disiplin kovuşturmaları, 6 ncı maddenin l nci fıkrasının uygulama
alanına girmemektedir. Bununla birlikte, bir Devletin bir usulün
disiplinle ilgili olduğunu açıklanası, Sözleşme organlarının, söz konusu
usulün ceza usulü ile ilgili olup olmadığını incelemesini engellemez.
Avrupa İnsan Hakları Divanı, bir Devletin bir suçlamayı disiplin
niteliğinde değerlendirmesi halinde, bunun ceza hukuku ile ilgili olup
olmadığını ortaya çıkaracak ölçüleri saymış bulun-maktadır. Divanın bu
konuda dikkate aldığı unsurlar : |
|
1)Savunmada
bulunan Devletin hukuk tekniğine göre, aykırılık konusunu tanımlayan
metinlerin, ceza hukuku. disiplin hukuku veya her ikisi ile ilgili olup
olmadığının araştırılması; |
|
ii.
Aykırılığın niteliği; |
|
iii.
İlgiliye uygulanabilecek yaptırımın ağırlık derecesi. |
|
Avrupa İnsan
Haklan Komisyonu, bir çok olayda, aynı metodu uygulanmıştır. |
|
Ayrıca, B.9
ve 10 uncu paragraflarda ön görülen güvenceler, bir kısım ülkelerde
esasen vardır ve bunlar, sadece ceza kovuşturmaları için değil, fakat
aynı zamanda disiplin kovuştur-malan içinde geçerlidir. Bununla
birlikte, disiplin usullerinin belli bir şekle bağlı olmaması ve kısa
olması gibi nitelikleri dikkate alınınca, özellikle de ufak çaptaki
disiplin suçlarının söz konusu olduğu durumlarda, polis memurunun
mutlaka bir avukat tarafından savunulmasında ısrar etmek temenni
edilmeyeceği gibi, aynı zamanda gereksizdir. Gerçekten de, her yerde
hakkı, bir temsilci aracılığı ile aramak, durumu ne sanık memura ne de
genel olarak polis teşkilatına bir yarar sağlayacak bir bürokrasiye
götürmekten başka bir işe yaramaz. Bunun gibi, anlamsız, önemsiz pek çok
işlerle ilgili disiplin hükümleri arasına, mahkemeye itirazda bulunma
hakkını ön gören bir madde koymanın yaran olmayacağı, izlenimi
edilmiştir. |
|
13)B.11
paragrafına gelince, polisin adli veya idari bir mahkemede taraf olması
veya tanıklık yapmak üzere, bir mahkeme önüne çağırılması durumlarında,
ilgilinin polis teşkilatı içindeki hiyerarşik durumu veya resmi
görevleri, bazı kısıtlamalara neden olabilir. |
|
Bölüm:
C. Savaş halt ve diğer olağanüstü haller, yabancı bir Devletin İşgali. |
|
14)Cenevre
Sözleşmesine sık, sık yapılan yollamaların da gösterdiği gibi, bu
bölümde ele alınan sorunlar, Üniversal nitelikteki hukuk mekanizmaları
ile ilgilidir. Bu itibarla Avrupa Konseyi bu konuların tartışılması
bakımından, uygun bir forum olarak görünmemektedir. Öte yandan, bir
“Bildiri”Cenevre Sözleşmesi hükümlerini yorumlayacak uygun bir araca
benzememektedir. |
|
15)Ayrıca,
önerilen kurallar, “savaş” ile “işgal durumu” arasındaki farkı açıkça
belirtmemektedir. iç savaştan kaynaklanan sorunlara değini1memektedir.
8te yandan, kurallar, bir taraftan askeri polisi uygulama alanı dışında
bırakırken, bazı Üye Devletlerdeki polisin askeri bir statüye tabi
olduğunu, ve savaş zamanında, kendilerine onları savaşa sürükleyebilecek
özel görevler verilebileceğini, dikkate almamaktadır. |
|
16)C.3,6
ve 7 paragrafları, polislerden ziyade işgal kuvvetini
ilgilendirmektedir. C.4 paragrafına gelince bu bir takım sorunların
somut uygulamalarıyla ilgilidir. |
|
17)Sonuç
olarak, Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyinde, İnsan haklan ve suçlarla
ilgili alanlarda yapılmış ve yapılmakta olan çalışmalarda, polisin
faaliyetlerinin önemli bazı yönlerini incelenmiş olduğunu ve incelenmeye
devam edildiğini hatırlatır. Bakanlar Komitesi, bu çalışmaların olanak
ölçüsünde, Meclisin bu cevaba konu olan metinde açıkladığı endişeleri
cevap verecek doğrultuda, devam edip gelişmesini, dikkatle izleyecektir.
Bununla birlikte, bu metinler bazı tereddütler ve karşı fikirler
uyandırdığı İçin, Bakanlar Komitesi bunları, istisnasız olarak,
destekleyememiştir. Buna karşılık, Bakanlar Komitesi, kendi otoritesi
altında devam eden çalışmaların sonuçlan hakkında, örneğin, gelecek yıl
yayınlanması ön görülen, polislerin mesleki eğitimi el kitabı gibi,
Meclise bilgi vermekten kaçınmayacaktır. |
|
Yasaların
Uygulanmasından Sorumlu Olanlar için Birleşmiş Milletler Davranış
Kuralları |
|
Madde : 1 |
|
Yasaların
uygulanmasından sorumlu olanlar; her zaman, yasaların kendilerine
yüklediği görevleri, mesleklerinin gerekli kıldığı yüksek bir sorumluluk
duygusu içinde, topluma hizmet ederek ve herkesi yasa dışı eylemlere
karşı koruyarak, .yerine getirmek durumundadırlar. |
|
Açıklamalar |
|
a)“Yasaların
uygulanmasından sorumlular” ifadesi, atama veya seçimle gelmiş olsun,
polis yetkilerini kullanan ve özellikle yakalama veya tutuklama yetkisi
olan, bütün kanun temsilcilerin içerir. |
|
b)Polis
yetkilerinin, üniformalı veya sivil olarak askeri makamlarca veya Devlet
güvenlik güçleri tarafından, kullanıldığı ülkelerde, yasaların
uygulanmasından sorumlular tanımı, bu teşkilatların elemanlarını da
kapsar. |
|
c)Mahalli
birimler bu ifade ile, özellikle mahalli birimler üyelerinin, ekonomik,
sosyal veya diğer bir alanda ve acil durumlarda, kişisel ihtiyaçlarını
sağlayan hizmetleri, kastetmektedir. |
|
d)Bu
madde, sadece şiddet eylemlerini, mala verilen zararlar ve diğer zarar
verici eylemleri hedef almamakta, fakat bunun da ötesinde, ceza
yasalarıyla yasaklanmış bütün eylemleri, kapsamaktadır. Bu madde, aynı
zamanda, cezai ehliyeti olmayan kişiler tarafından yapılan eylemlere de
uygulanır. |
|
Madde : 2 |
|
Yasaların
uygu1anmasından sorumlu olanlar, görevlerini yerine getirirken, insan
onuruna saygılı olmak ve onu korumak ve herkesin temel haklarını
savunmak ve korumak durumundadırlar. |
|
Açıklanalar : |
|
a)Burada
söz konusu olan temel haklar, ulusal ve uluslararası hukuk tarafından
tanımlanan ve korunan haklardır. Bu konuda uluslararası belgelerin en
uygun olanlar şunlardır: |
|
İnsan
Hakları Evrensel Bildirisi; medeni ve siyasi haklara İlişkin
uluslararası Adlaşma; bütün insanların, işkence ve diğer zalimane,
insanlık dışı veya alçaltıcı ceza veya muamelelere karşı korunmasına
ilişkin Bildiri; her türlü ırk ayırımının ortadan kaldırılmasına ilişkin
Birleşmiş Milletler Bildirisi; “apartheid” suçunun ortadan kaldırılması
ve durdurulmasına ilişkin uluslararası Sözleşme; soykırım suçunun
önlenmesi ve durdurulmasına ilişin Sözleşme; tutuklulara uygulanacak
asgari nitelikteki kurallar ve konsolosluklar arası ilişkiler hakkında
Viyana Sözleşmesi. |
|
b)Bu
madde hakkında yapılacak ulusal açıklamalarda, ulusal veya mahalli
mevzuatta bu haklan tanımlayan ve koruyan maddelerin belirtilmesi uygun
olur. |
|
Madde : 3 |
|
Yasaların
uygulanmasından sorumlu olanlar ancak, kesin zorunluluk halinde ve
görevlerinin yerine getirilmesi için gereken ölçüde, kuvvete baş
vurabilirler. |
|
Açıklamalar : |
|
a)Bu
hüküm, yasaların uygulanmasından sorumlu olanların, ancak istisnai
durumlarda kuvvete başvurabileceklerini, altını çizerek
vurgulanmaktadır. Her ne kadar bu hüküm yasaların uygulanmasından
sorumlu olanlara, içinde bulundukları koşullara göre bir suçu önlemek,
veya yasal olarak suçluları veya şüpheli olanları yakalamak veya
yakalanmalarına yardım etmek gibi makul sayılacak durumlarda, kuvvete
baş vurma müsaadesini de içermekte ise de, bunlar bu sınırın ötesinde
kuvvete baş vuramazlar. |
|
b)Ulusal
hukuk, yasaların uygulanmasından sorumlu olanların kuvvete baş
vurmalarını, genellikle orantılı olma ilkesine göre kısıtlamaktadır. Bu
itibarla, bu hükmün yorumlanmasında, ulusal orantı ilkesini dikkate
almak gerekecektir. Bu hüküm, hiç bir halde, güdülen meşru amacı aşan
bir orantıda kuvvete baş vurmaya izin verdiği biçimde yorum1anamaz. |
|
c)Ateşli
silahların kullanılması, en son çare olarak düşünülür. Özellikle
çocukların söz konusu olduğu durumlarda, ateşli silahlan kullanmamak
için, mümkün olan herşey yapılmalıdır. Genel olarak, bir suçtan şüpheli
görülen kişinin silahla veya herhangi diğer bir şekilde karşı koyması
veya başkasının hayatını tehlikeye düşürmesi ve daha hafif girişimlerin
onu etkisiz kılmaya veya yakalamaya yetmeyeceği durumlar dışında, ateşli
silahlara baş vurulmamalıdır. Ateşli silahların her kullanılışında,
durum derhal yetkili makama bildirilmelidir. |
|
Madde : 4 |
|
Yasaların
uygulanmasından sorumlu olanlar, ellerinde bulunan gizli bilgileri,
görevlerinin yerine getirilmesi veya adaletin ihtiyaç duyduğu durumlar
zorunlu kılmadıkça, saklı tutmak zorundadırlar. |
|
Açıklamalar: |
|
Yasaların
uygulanmasından sorumlu olanlar, görevlerinin gereği olarak bir takım
bilgiler toplarlar. Bunlar, kişilerin özel hayatı ile ilgili olabileceği
gibi, onların çıkarlarına ve özellikle de şöhretlerine, zarar verici
nitelikte olabilir. Bunların saklanması ve kullanılmasında son derece
titiz davranılmalı ve söz konusu bilgiler, ancak ve sadece servisin
ihtiyaçları ve adaletin yararı için, açıklanmalıdır. Başka amaçlar İçin
yapılan her açıklama, görevin kötüye kullanılmasıdır. |
|
Madde : 5 |
|
Yasaların
uygulanmasından sorumlu olan hiç bir kişi, işkence yapmak veya diğer
herhangi bir ceza vermek veya zalimane, insanlık dışı veya alçaltıcı
muamele yapmak gibi davranışlarda bulunamaz, bunlar teşvik edemez ve
bunlara karşı hoşgörü gösteremez. Ayrıca işkenceyi veya diğer zalimane,
insanlık dışı ve alçaltıcı ceza ve muameleleri haklı göstermek için,
Üstlerinden emir aldığını veya savaş halini veya yakın bir savaş
tehlikesini, milli güvenliğin tehdit edildiğini, Ülkedeki siyasi
istikrarsızlığı, veya diğer her hangi bir olağanüstü durumu, ileri
süremez. |
|
Açıklamalar: |
|
a)Bu
yasaklama, genel Kurulca kabul edilen, bütün insanların, İşkence ve
diğer zalimane insanlık dışı veya alçaltıcı ceza veya muamelelere karşı
korunmasına ilişkin Bildiriden kaynaklanmaktadır. Buna göre :“(Bu eylem
insan onuruna ağır bir saldırıdır) ve Birleşmiş Milletler (Charte)
şartının amaçlarını tanımama ve insan Hakları Evrensel Bildirisinde ve (
insan hakları alanında diğer uluslararası belgelerde) açıklanan insan
hakları ve temel özgürlüklerin çiğnenmesi, suçlarıyla
cezalandırılmalıdır”. |
|
b)Söz
konusu bildiride, İşkence, aşağıdaki gibi tanımlanmıştır :“işkence
sözcüğü, kamu görevlileri veya onların teşvik ettikleri kişiler
tarafından, bir kimseye, kendisinden veya diğer Üçüncü kişilerden, bilgi
veya itiraf elde etmek veya yaptığı veya yaptığından şüphelenildiği bir
eylemi cezalandırmak veya kendisini veya başkalarını sindirmek amacıyla,
bilinçli olarak bedenen veya ruhen (fizik veya mantal) ağır bir acı veya
eziyet veren, bir eylem olarak tanımlanmaktadır. Bu terimin anlamı,
meşru olarak uygulanan ve tutuklulara uygulanacak asgari kurallara uygun
bir yaptırımdan kaynaklanan acı veya eziyet durumlarını kapsamaz.” |
|
c)“Zalimane,
insanlık dışı veya alçaltıcı ceza veya muamele” kavramları, genel
Kurulca tanınmamıştır. Bununla birlikte, bu kavramlar, ister bedeni,
ister ruhi acı niteliğinde olsun, ilgililerin bu konudaki yetkilerini
kötüye kullanmalarına karşı, en geniş bir şekilde yorumlanmalıdır. |
|
Madde : 6 |
|
Yasaların
uygulanmasından sorumlu olanlar, kendilerine teslim edilen kişilerin tam
bir sağlık içinde olmalarını sağlamak ve özellikle de gereken her
defasında, durumun zorunlu kıldığı tıbbi bakım önlemlerini, vakit
geçirmeden almakla yükümlüdürler. |
|
Açıklamalar : |
|
a)“Tıbbi
bakım” İfadesi doktorlarla diğer sağlık personelinin verdiği hizmetleri
içermektedir. Gerekli olduğu veya istendiği zaman, bunların verilmesi
gerekir. |
|
b)Genel
olarak sağlık personeli, yasaları uygulama servisine bağlı olmakla
birlikte yasaların uygulanmasından sorumlu olanlar, gözetimlerine
verilen personelin, kendi servisleri dışındaki sağlık personeli
tarafından bakılması veya onlarla konsültasyon yapılması gerektiği
hakkında, kendi doktorlarınca yapılan önerileri, kabul etmek
durumundadırlar. |
|
c)Tahmin
edileceği gibi, kanunların uygulanmasından sorumlu olanlar, kanunların
çiğnenmesinden veya bu nedenle meydana gelen kazalardan zarar görenlerin
de tedavilerini sağlamakla yükümlüdürler. |
|
Madde : 7 |
|
Kanunların
uygulanmasından sorumlu olanlar, hiçbir rüşvet eylemine
girişmemelidirler. Ayrıca, bu tür eylemlere şiddetle karşı çıkmalı ve
onu bastırmalıdırlar. |
|
Açıklamalar : |
|
a)Bütün
rüşvet olayları gibi, yetkinin her türlü kötüye kullanılması da,
yasaların uygulanmasından sorumlu olanların görevleriyle bağdaşmaz.
Yasaların uygulanmasından sorunlu bir kişinin rüşvet suçunu işlemesi
halinde, yasaların bütün etkinliği ile kendisine de uygulanması gerekir.
Aksi halde, kendi memurlarına yasaları uygulayamayan veya uygulamak
istemeyen bir hükümetin, yasaların bunlar tarafından vatandaşlara
uygulanmasını umması beklenemez. |
|
b)Rüşvetin
tanımı iç hukuku ilgilendirmekle beraber, bu kavram, sorumlu kişi
tarafından görevinin ifası sırasında veya görevi dolayısıyla, istenen
veya kabul edilen bir hediye, vaat, veya bir avantaj karşılığında,
yapılmaması gereken bir şeyi yapmak veya bunun aksini yapması, gereken
görevi yapmamak veya görevin tamamlanmasından sonra, haksız yere bu
avantajlardan birini kabul etmek, şeklinde açıklanabilir. |
|
c)Yukarda
geçen “rüşvet eylemi” ifadesi, rüşvete teşebbüs eylemini de kapsar. |
|
Madde : 8 |
|
Yasaların
uygulanmasından sorumlu olanlar, yasalara ve bu kuralara saygılı olmak
zorundadırlar. Bunlar, aynı zamanda, yasaların ve bu kuralların
çiğnenmesini önlemek ve yeteneklerini en iyi şekilde kullanarak, bu
eylemlere şiddetle karşı koymak durumundadırlar. |
|
Yasaların
uygulanmasından sorumlu olanlar, ciddi bir nedene dayanarak, bu
kurarlardan birinin ihlal edildiği veya ihlal edilmek üzere olduğu
kanısına varılırsa, durumu üstlerine veya ihtiyaç halinde, diğer
makamlara veya yetkili kontrol veya başvuru mercilerine, bildirirler. |
|
Açıklamalar : |
|
a)Bu
kurallar, milli mevzuatta veya uygulamalarda yer aldığı zaman, dikkate
alınmak durumundadır. Eğer mi11i mevzuat ve uygulamalardaki hükümler bu
kurallardan daha kesin ise, bu takdirde söz konusu hükümler dikkate
alınır. |
|
b)Bu
maddenin amacı, bir taraftan, kamu güvenliğinin büyük ölçüde dayandığı
bir teşkilat içinde zorunlu olan disiplin ile, öte yandan, insan
kişiliğinin temel haklarına tecavüz halinde alınacak önlemler arasında,
bir denge sağlamaktır. Yasaların uygulanmasından sorumlu olanlar, söz
konusu Haklara yapılan tecavüzleri, hiyerarşik yolla bildirmekle; başka
baş vuru yerlerinin olmaması veya bunların yetersiz kalması halinde ise,
yasal diğer önlemleri almakla yükümlüdürler. Yasaların uygulanmasından
sorumlu olanların, bu kurallardan birinin çiğnenmiş veya çiğnenmek üzere
olduğunu bildirdikleri İçin, idari veya diğer herhangi bir yaptırıma
tabi tutulmalarının söz konusu olmayacağı açıktır. |
|
c)"Yetkili
kontrol veya baş vuru makam veya mercilerler İfadesinden, ister
yasaların uygulanmasından sorumlu servise bağlı olsun, ister bağımsız
olsun, milli mevzuata göre kurulmuş ve düzenlemeye ve bu kurallara
yapılan tecavüzlerle ilgili şikayetleri dinlemeğe yetkili, bütün makam
ve merciler kastedilmektedir. |
|
d)Bazı
ülkelerde, kitle haberleşme araçları yukarıdaki (c) fıkrasında
tanımlananlara benzer bir kontrol görevi, yapıyormuşçasına,
değerlendirilmektedir. Bu gibi ülkelerde, yasaların uygulanmasından
sorunlu olanlar, bu tür tecavüz olaylarını, son baş vuru mercii olarak
ve ülkelerinin yasa ve geleneklerine ve bu kuralların 4 üncu maddesine
uygun bir şekilde kitle haberleşme araçları aracılığı ile, kamu oyuna
duyurabilirler. |
|
e)Bu
kurallara uyum sağlayan yasaların uygulanmasından sorumlu olanlar,
içinde görev yaptıkları toplumun, ve bağlı oldukları teşkilat İle kendi
benzerlerinin, saygısına, aktif moral desteğine ve yardımına
layıktırlar. |