|


 |
|
Konya Emniyet Müdürlüğü
|
REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMA BÜRO AMİRLİĞİ |
|
|
|
Depresyon Belirtileri |
1-Hemen
her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir
duygu-durum hali ( kendini mutsuz, ağlamaklı, kederli
hissetme hali).
2-Hemen her gün yaklaşık gün boyu süren tüm ya da çoğu
etkinliğe karşı ilgi ve zevk almada azalma (daha önce keyif
alınan işler, hobiler ve alışkanlıklardan artık
hoşlanmama,mecburen yapma hali,(dünyayı verseler umurumda
değil şeklinde bıkkınlık hisleri,bazı kişilerde cinsel
isteksizlik ).
3-Diyet uygulanılmamasına karşın önemli derecede kilo kaybı
ya da alımı ( bir ay içinde vücut ağırlığının %5 'inden
fazlasının artması ya da azalması) ya da hemen her gün
iştahta artma ya da azalmanın olması.
4-Hemen her gün uykusuzluk ya da aşırır uyku hali.
5-Hemen her gün olağan beyinsel ve vücutsal işlevsellik,
hareketlilik halinde azalma ya da huzursuzluk (oturmayı veya
yatmayı yeğleme ya da sıkıntıdan yerinde duramama)
6-Hemen her gün halsizlik, yorgunluk hisleri, daha önceki
günler kadar enerjik hissetmeme.
7-Hemen her gün kendini değersiz hissetme, küçük görme,
kendini beğenmeme,suçlu ya da günahkar hissetme hali.
8-Hemen her gün düşünme ya da konsantrasyon yeteneğinde
azalma olması (konuşulanlara, okunan şeylere, izlenilen tv
programlarına dikkatini verememe, söylenilenlerin bir
kulaktan girip diğerinden çıkması gibi) ya da kararsızlık
hali.
9-Tekrarlayan ölüm düşünceleri, intihar planları veya
eylemlerinin varlığı.
Bu belirtiler kişiden kişiye değişebilir. Fakat; eğer bu
belirtilerden bazılarını 2 haftadan fazla bir süredir
hissediyorsanız, ve bu hissiyat artık günlük yaşamınıza
müdahale ediyorsa, depresyona girmiş olabilirsiniz. |
|
Depresyon Nedenleri |
Depresyonun
nedeni tam olarak bilinememektedir. Neden olabilecek
faktörler üç başlık altında toplanmaktadır:
-Biyolojik etkenler
-Genetik etkenler
-Psikososyal etkenler
Aslında gruplanan bu etkenler birbirinden tamamı ile
bağımsız değildir.Hepsinin birbiri ile ilişkisi vardır.
Biyolojik faktörler:
Yapılan araştırmalarda beyin hücrelerinde mevcut olan
biyojenik aminlerin (homovalinik asit, 5-0H indol asetik
asit, vb.) depresyon hastalarının kan, idrar ve beyin
sıvılarında bulunan miktarlarının normal değerlerin dışında
olduğu görülmüştür. Özellikle norepinefrin ve serotonin
olarak adlandırılan nörotransmitterlerin üretim, salınım,
geri alım vb. metabolizmalarında bozukluk ile depresyon ve
diğer duygulanım bozukluklarının ortaya çıktığı
düşünülmektedir. Bu konuda yapılan hayvan araştırmalarında
bu maddelerin metabolizmalarını düzenleyen ilaçların
kullanımı ile hayvanlarda depresyon semptomlarının bir süre
sonra ortadan kalktığı görülmüştür. Depresyon tedavisinde
kullanılan ilaçlar da bu maddelerin metabolizmalarını
düzeltmeye yöneliktir.
Bu maddelerden başka vücutta değişik organlardan salınan
hormonlar da depresyon oluşumunda rol oynar. Örneğin böbrek
üstü bezi, tiroid bezi veya hipofizden salgılanan hormonlar
depresyon oluşumuna katkı sağladığı gibi bunların anormal
olması durumunda ilaç tedavisi ile depresyon düzelmeyebilir.
Bazı durumlarda bu hormonları düzenleyen ilaçları da
tedaviye eklenmesi gerekebilir.
Uyku düzeninin bozulması veya bağışıklık sisteminin de
depresyona yol açtığını öne süren çalışmalar vardır. Ancak
bu konular henüz kesinlik kazanmamıştır.
Genetik faktörler:
Depresyonda genetik yatkınlığın olduğu herkesçe kabul edilen
bir gerçektir. Ancak bu konu biraz karışıktır. Bazı
hastalarda genetik yatkınlık olmaksızın çevresel faktörler
depresyon yaratabilmektedir. Aile araştırmalarında ağır
depresyonu olan kişilerin birinci derece yakınlarında
depresyon normal topluma göre iki üç kat fazla
görülmektedir. Yine tek yumurta ikizlerinde birinin
depresyon geçirmesi durumunda diğerinin hastalanma oranı %
50 dir. Bu çalışmalar da depresyona genetik yatkınlığın
olduğunu göstermektedir.
Psikososyal etkenler:
Araştırmalar stresli yaşam olaylarının genelde depresyonun
ilk kez ortaya çıkışında etkili olduğunu daha sonra görülen
ataklarla bir ilişkisinin bulunmadığını ortaya koymuştur.
Öne sürülen teoriye göre ilk atağa eşlik eden stres beyinde
kalıcı değişiklikler yapmakta ve bu da hastalığın
tekrarlamsına yol açmaktadır. Zaman içinde stres yaratan
durum ortadan kalksa da hastalık kendiliğinden tekrar ortaya
çıkabilmektedir. Küçük yaşta anne ve babasını kaybedenlerde
yaşamın ileri yıllarında depresyon ortaya çıkma şansı
fazladır. Eşini kaybeden kişilerde depresyon ortaya çıkma
oranı en fazladır.
Aile içinde sorunlar olması direk depresyona yol açmasa da
iyileşme süresini ve hastalık sonrası hastanın uyumunu
etkiler.
Depresyona yol açan direk bir hastalık öncesi kişilik
tanımlanamamıştır. Belli durumlar ortaya çıktığında herkes
depresyona girebilir. Stres yaratan durum kişiye göre
değişmektedir.Sizi hiç etkilemeyen bir durum bir başkasında
ağır stres yaratabilir. Kişinin benlik saygısını zedeleyen
durumlar en çok depresyona yol açan stresörlerdir.
Psikanalistler depresyonu farklı dinamiklerle anlatmaktadır.
Onlara göre genelde kendisinden beklentisi yüksek olan ve
ideallerini gerçekleştirememiş insanlarda depresyon
fazladır,bu kişiler kendi isteklerini gerçekleştirmekten
ziyade başkalarını mutlu etmeye çalışırlar veya hayattan
beklentileri fazladır ve bunu gerçekleştiremeyeceklerini
anlamışlardır. Öğrenilmiş çaresizlik teorisine göre kişi
hayatının kontrolünü kaybettiğinde depresyona girer. Yine
kişinin hayata kötümser bakması, kendisinin hep olumsuz
yönlerini görmesi, yaşamış olduğu tecrübelerini hep olumsuz
olarak değerlendirmesi depresyon geçiren kişilerde sık
görülen özelliklerdir |
|
Depresyona Ceviz |
Her
mevsimin kendine özgü sebze ve meyveleri var ve bunlardan en
doğru biçimde faydalanmamız gerekiyor. Örneğin sonbaharda
bollaşan ceviz, depresyona iyi geliyor. Uzmanlar, bu
mevsimde yağlı yiyeceklerden özellikle kaçınmamız
gerektiğini söylüyor
* Yaz boyunca alınan kilolardan nasıl kurtulabiliriz?
Kilo vermek bir disiplin işidir. Kısa sürede ve yanlış
diyetlerle kilo vermek çözüm değil. Önemli olan yeni bir
beslenme alışkanlığı kazanmak ve devamlı kilo alıp veren
biri haline gelmemektir. Kilo sorununuzu çözmek için acele
etmeyin, sadece doğru beslenmeyi hayatınıza sokmaya çalışın.
* Sonbaharda yapılabilecek doğru diyet nedir?
Her mevsimin kendine özgü sebze ve meyveleri vardır. Doğa,
yemek konusunda da çok özel bir dengeye sahiptir. Kışa
yaklaşırken, bu mevsimde karşımıza çıkacak olan sorunları en
aza indirmemize yardımcı olacak sebze ve meyveler de çıkmaya
başlar. Mesela eylül ayı taze fındık ve ceviz gibi yağlı
tohumların çıktığı, bol bulunduğu aydır. Bu besinler omega-3
ve B vitamini yönünden zengindirler ve sonbaharda görülen
depresif ruh haline iyi gelirler.
* Taze fındık ve cevizden dilediğimiz miktarda yiyebilir
miyiz?
Bu tür yağlı tohumların kalori değerlerinin çok yüksek
olduğu unutulmamalı ve hepsinden düzenli ancak az
miktarlarda yenmelidir.
MEVSİM DIŞI MEYVELER
* Mevsim dışı sebze ve meyve yemenin bir zararı var mı?
Artık her mevsimde her şeyi yiyebiliyoruz. Mevsiminde çıkan
sebze ve meyveleri daha sık olarak tüketirsek ve arada
sırada mevsim dışı ürünlere yönelirsek çok büyük bir sorun
yaşamayız.
* Sonbaharda vücudun karbonhidrat ihtiyacı artar mı?
Sonbahara girerken, vücudumuz da buna uyum gösterir ve daha
fazla enerji sağlayacak karbonhidratlı ve yağlı yiyecekleri
yeme isteği artar. Yine burada yeterli ve dengeli beslenme
devreye girmelidir. Yani kişi her öğünde et, süt,
sebze-meyve, tahıl ve yağlardan her birini ihtiyacı kadar
tüketmelidir |
|
Depresyon da Teşhis Ve Tedavi |
Hangi
olaylar sonrası depresyon görülebilmektedir?
Daha çok ilk depresyonun ortaya çıkmasında çevresel
streslerin önemi vardır. Özellikle 11 yaş öncesi anne ya da
baba kaybı olan kişilerde sonraki yıllarda depresyon daha
sık görülmektedir. Sonraki yıllarda depresyon oluşturucu
çevresel etkenler arasında en çok eş kaybı gelmektedir.
Depresyon nasıl seyreden bir rahatsızlıktır?
Depresif bir hastalık atağı yaşayan kişilerin en az %50 si
bu atağı tekrar yaşarlar.2 ve üstündeki sıklıklarda
yaşandığında ,izleyen 3 yıl içinde tekrar rahatsızlanma
riski %70’lere çıkmaktadır. 1 yılın sonunda major depresyon
vakalarının % 40’ının iyileştiği, % 20 sinin çok hafif
yakınmaları olup, depresyonlarının şiddetinin azaldığı, %40
vakada ise major depresyonun sürdüğü gözlenmiştir.
Major depresyonda kalıtımın rolü:
Genel nüfusla kıyaslandığında birinci derece yakınlarındaki
risk 1.5-3 kat daha yüksek bulunmuştur. Gene yetişkin
birinci derece yakınlarda alkol bağımlılığı riski yüksek
bulunmuştur. Depresyonlu ailelerin çocuklarında, dikkat
eksikliği hiperaktivite bozukluğuna rastlanma riski de daha
yüksektir.
Tedavisiz geçmez mi?
Depresyon tedavi edilmediğinde ortalama 7-14 ay sürmektedir.
Tekrar etmeme halinin yaşam boyu şansı % 25 ten azdır.
Tedavi ile rahatsızlık 2-4 ay sürmektedir.
Tedavi nasıl olmaktadır?
Tedavi ilaç tedavisi yanında dinamik psikoterapi (kişinin
geçmiş yaşam öyküsünün alınıp , şimdiki sorunların kökenleri
ve amaçlarını,kişinin zorluklar karşısındaki savunma
mekanizmalarını ve depresif temel düşünce biçimlerinin
saptanıp,düzeltilmesine çalışılması) ile mümkündür. Bu
tedavinin haftada bir gün (50 dakikalık bir seans) şeklinde
en az 10 seans olmak üzere uygulanması gerekmektedir.
Tedavi ne kadar sürdürülmelidir ?
Antidepresif tedavinin en az 6 ay sürdürülmesi uygundur.
Erken kesildiğinde (daha iyi hissedilmesi, ekonomik nedenler
,yan etkiler vs. nedeniyle) en riskli dönemin ilk 4-8 hafta
olduğu ama sonrasında da erken kesim halinde riskin yüksek
olduğu saptanmıştır. |
|
Depresyonu Hafife Almayın |
Genç-yaşlı,
kadın-erkek birçok insan, anlık mutsuzluklarını aynı
sözcükle anlatıyor: Depresyon… Peki nedir depresyon?
Genç-yaşlı, kadın-erkek birçok insan, anlık mutsuzluklarını
aynı sözcükle anlatıyor: Depresyon… Peki nedir depresyon?
Hangi belirtileri verir, nasıl tedavi edilir, kendi kendine
geçer mi?
Anadolu Sağlık Merkezi’nden Psikiyatrist Dr. Banu Büyükkal,
ülkemizde neredeyse her 10 kişiden 1’inde görülen
depresyonun, gerek yüksek görülme sıklığı, gerekse
sosyoekonomik sonuçları nedeniyle son derece önemli bir
hastalık olduğunun altını çiziyor.
Dr. Büyükkal depresyonu, “kişinin duygularını, bedenini,
düşüncelerini kısacası bütününü her alanda ele geçirebilen
çok boyutlu bir rahatsızlık” olarak tanımlıyor ve ekliyor:
“Depresyon kişinin yemek yemesini, uykusunu, sosyal
işlevlerini tamamen etkiler. Kısacası insanların, ‘Topla
kendini artık, sen bunu kendi kendine yapıyorsun. Kendi
aklınla da çözebilirsin’ şeklindeki iyi niyetli çabalarının
sonuç vermeyeceği bir durumdur.”
Dünya Sağlık Örgütü’nün istatistiklerine göre, dünyada
herhangi bir anda 120 milyon kişi depresyonla mücadele
ediyor. Global hastalık yükü anlamında dünyada 4. sırada yer
alan depresyonun tedavisi, ABD’de yılda 30 ila 80 milyar
dolara mal oluyor.
BİYOKİMYASAL BİR OLAY MI?
Depresyonun kaynağının ne olduğu ve beyindeki kimyasal
değişimlerin depresyon üzerinde ne gibi etkilere sahip
olduğu, bugün cevabı en merak edilen sorulardan bazıları.
Depresyonun çok faktörlü bir hastalık olduğunu söyleyen Dr.
Büyükkal, depresyon durumunda beyinde bazı biyokimyasal
değişikliklerin görülebildiğini söylüyor.
MEVSİMSEL DEPRESYON
Depresyonun ortaya çıkışında, çevresel faktörler ve hatta
mevsimler bile etkili oluyor. Daha sık olarak sonbahar ve
kış aylarında ortaya çıkan bir depresyon tipi olduğunu
söyleyen Dr. Büyükkal, “Işığın, her insanın duygu durumu
üzerinde mutlaka etkisi var. Mevsimsel duygu durum bozukluğu
adı verilen grup ise, depresyonun bir alt grubu olarak kabul
ediliyor. Bu mekanizmanın işleyişinde, ‘serotonin’ ve
‘noradrenalin’ gibi, normalde depresyonla ilişkilendirilen
monoaminlerin yanı sıra ‘melatonin’ denen uyku sağlayıcı
hormonun da etkisi olduğu ileri sürülüyor. Özellikle kış
aylarında melatonin üretiminde artış oluyor” diyor.
BELİRTİLERİ NELER?
Dışarıdan da gözlenebilir içe kapanıklık, çökkünlük,
mutsuzluk, ağlamaklı olmak, ilgi ve zevk kaybı, unutkanlık,
iştahta değişiklikler (çoğunlukla iştah azalması, ancak kimi
zaman da iştah artışı şeklinde görülür), uykuda
değişiklikler (genelde azalma şeklindedir, ama artış da
olabilir), kişinin hareketliliğinde azalma ya da artış,
yorgunluk, enerjisizlik, kendini değersiz hissetme, aşırı
özgüven eksikliği, suçluluk duygusu, ölüm ve intihar
düşünceleri depresyonun belli başlı belirtileri olarak
sıralanıyor.
Depresyon her iki cinste de görülüyor. Ancak kadınlarda
görülme oranı erkeklere göre daha fazla. Türkiye’deki
istatistiklere göre kadınlarda yüzde 25, erkeklerde ise
yüzde 10 oranında depresyon görülüyor. Bu rakamların
erkeklerde düşük olmasının bir nedeninin de erkeklerin
tedaviye başvurmak konusundaki isteksizlikleri olabileceği
düşünülüyor. Kadınlarda daha çok depresyon görülmesinin
hormonal nedenleri olabileceği vurgulanıyor. Ayrıca, kadının
toplumsal konumunun da depresyon sıklığında rol
oynayabileceği öne sürülüyor.
DEPRESYONUN TEDAVİSİ
Depresyon tedavisinin medikal ilaçlar ve terapi ile
yapıldığını, kullanılan antidepresanların mutlaka doktor
gözetiminde alınması gerektiğini ifade eden Dr. Büyükkal,
“Depresyonun ilaçla tedavisi 6 ay ile 1 yıl arasında
sürüyor. Birçok kişi, kendini biraz iyi hissettiğinde hemen
ilaç tedavisini bırakıyor. Oysa kişi kendini iyi
hissettikten sonra bile, biyokimyasal dengenin pekişmesini
sağlamak için birkaç ay daha tedaviye devam etmesi
gerekiyor. Bu yüzden vurgulanması gereken bir başka nokta da
terapidir. Medikal tedavinin yanı sıra kişinin doktoruyla
veya bir psikologla terapi işbirliğini sürdürmesi nükslerin
önlenmesinde çok etkili oluyor. Terapi uzun soluklu, emek ve
kaynak gerektiren bir yöntem, ama depresyonun genetik ya da
biyolojik nedenleri olmasa da, psikososyal nedenlerinin
anlaşılması ve çözülmesi açısından son derece yararlı” diye
konuşuyor. |
|
Kronik Yorgunluk |
Yorgunluk
modern hayatın en önemli ve en sık karşılaşılan sağlık
sorunlarından biri. Tüm günün yorgunluğu üstümüze çökünce
sağlık problemlerimizin artması da olağan. Problem
kronikleşirse tedavi şart. İşte bu sorunla nasıl başa
çıkabileceğimize dair bazı öneriler...
İster ruhsal (psikolojik), ister bedensel (fizyolojik),
ister motivasyonel kökenli olsun yorgunluk yorgunluktur,
fark etmez! Hayatı tatsızlaşan, keyfi kaçan, bitkin,
enerjisiz ve güçsüz kalan hep sizsinizdir. Kolunu
kıpırdatmaktan bile aciz, herhangi bir aktiviteye başlamakta
kararsız ve çoğu kez huzursuz, depresif ve iştahsız siz!.
Yorgunluğun nedenleri saymakla bitmez. Bazen aşırı sıcak,
gürültülü, ışığı az, düzensiz bir çalışma ortamı, bazen
aşırı alkol, sigara kullanımıdır. Bilgisiz ve yanlış ilaç
tüketimi de yorgunluk yapabilir. Rahatlatıcı amaçla ya da
uyku getirsin diye veya alerji tedavisi için alınan
ilaçların idrar yoluyla tuz, potasyum ve magnezyum kaybını
arttıran idrar söktürücülerin, uzun süreli kullanılan
kortizon türevlerinin, kolesterol düşürücü statinlerden,
karaciğer ve böbreğe zarar veren antibiyotiklere kadar pek
çok ilacın yorgunluk yapabileceğini bilmelisiniz.
Baş ağrısı, terleme, gerginlik hissi, alınganlık ve
hassasiyet artışı, geceleri kabus görme ve baş-boyun
bölgesinde terlemelerle uyanma, uykusuzluk, kaygı durumunun
diğer belirtileridir. Kas seyirmeleri, cinsel güç
eksilmeleri de kaygı durumuna işaret edebilir. Yorgunluk
sorunu özellikle şehir yaşamının yoğunlaştığı, ruhumuzun
bedenimizden giderek uzaklaştığı günümüz insanının en önemli
problemlerinden biri.
Yorgunlukla başa çıkabilmeniz için bazı öneriler:
-Yatmadan önce yoğun egzersiz yapmayın.
-Yatağa girmeden evvel herhangi bir şey yemeyin.
-Akşam yemeklerinizi hafifletin, alkol almayın.
-Akşam tatlılarını kesin.
-Uykusuzluk sorununa ve kaliteli uykuya önem verin.
-Uykudan hemen önce televizyon izlemek yerine kitap okumayı
ve müzik dinlemeyi deneyin.
-Yatak odanızdaki elektrikli aletleri fişinden çekin.
-Yatak odanızın yeterince havalandığından emin olun.
-İşyerinizdeki problemlerinizi ve oturma odanızdaki
düşüncelerinizi yatak odanıza götürmeyin.
-Uyku ilaçlarını, antidepresanları, antialerjikleri
doktorunuz önermedikçe denemeyin.
-Gün içinde yeterli beslendiğinizden emin olun.
-Uyku apnesi sorununuz olup olmadığına dikkat edin.
-Depresyon probleminiz olup olmadığını öğrenin.
-Kansızlık, tiroid bezi ve böbrek üstü bezi tembelliği,
gözden kaçmış enfeksiyonlar ve bazı kanserlerin de sabah
yorgunluğu yapabileceğini hatırlayarak doktorunuzdan yardım
alın. |
"GÜLÜMSEYİN
ÇÜNKÜ, BİZİM İÇİN DEĞERLİSİNİZ"
|
| |
|
|